|
Bugüne değin birçok makalemde, doğrudan
doğruya veya satır aralarında yazı
başlığını içeren konuya değinmiş,
“Allah Rasulü’nün, zinadan otuz altı
defa daha şiddetli bir günah teşkil
ettiğini” söylediği bu fiilin ne
denli gereksiz, boş olduğunu, aynı
zamanda müthiş bir negatif enerji
yaydığını ve yapanı çökerttiğini
söylerken, ezcümle bu tanımı anlatmaya
gayret etmiştim.
Bu kez daha farklı, “daha yalın
örnekler, değişik bir yaklaşım
ve cümlelerle onu yansıtmaya” gayret
edeceğim
Evet,
kimileri insan olduğunu unutur, ağzı
durmaz, boş laf eder, bu niteliğe kapı
açar.
Sahip olduğunu düşündüğü
benliği-kimliği ile dedikodu yapar.
Hele bir kimse uzaklaşmaya görsün
yanından, hemen onun hakkından
gelivereceğini düşünür.
Onu alt ederek “bir besin/kazanç
sahibi olur” zannınca.
Aç bir zamanını kollar.
Kendine yem olması içindir bu huyu.
Akıtır zehirli laflarını insanın
üzerine.
Hedefini şaşırmayan bir zaman düzeni
kurar.
Duyguları ile birlikte,
İnsafsızca!
Yanılmış, yanılmamamış, aldanmış, ön
yargılı olmuş, hiç önemli değildir.
Konuşur yerli yersiz.
İçine çektiği bir nefes gibi kabul eder
düşüncelerini.
Arkasından konuştuğu kişi gücenir mi
diye hiç düşünmez. Artık çok mutludur.
Hiç aldırış etmez.
Ne ki dedikodu iyi bir şey değildir.
Olaylar, aklı ermediğinde insanı
aldatır. Kamburlaştırır, insanı baykuşa
dönüştürür.
Uzaktan bakılır, mırıldanılır
dedikoducuya:
Bu “ne garez, bu ne kin yahu! ”
Bu şekilde, kendine göre üretimi
artmıştır dedikoducunun. Ama boş
lafın akıntısına kapılanlar, gerçek
anlamda unuturlar aktif olmayı.
Halbuki, her gün değil, her saat
küçültüyor insanı bu dedikodu illeti.
Sahi neden yüz yüze söylemiyor ki soysuz
düşüncelerini?
Ve neden yok ediliyor ‘esma’
cenneti.
Mantıklı olun;
Miraca çıktığında rastladı Allah
Rasulü dedikoduculara; "Yüzlerini
ve göğüslerini tırmalıyorlardı.
'Bunlar kim ey Cebrâil?'
diye sordu;
'Bunlar insanların etlerini yiyenler,
insanların onuruna sözleriyle leke
sürenlerdir.'
dedi."
Sadece bu değil tabi ki…
Sâdi'den
bir kıssa:
“Birkaç derviş halvete girmişlerdi.
İçlerinden biri bir zavallının adını
ortaya atıp çekiştirmeye başladı. ”
Başka biri:
'Ey divane kılıklı dostum, dedi, hiç
Frenklerle savaştın mı sen?',
'Hayatım boyunca dört duvarımdan dışarı
çıkmadım.' diye cevapladı adam.
Gerçek sözlü derviş:
'Bu kadar talihi ters adam görmedim.
Kâfir bile onun düşmanlığından emin
oluyor da, dilinden Müslüman
kurtulamıyor.'
İbrahim b. Edhem
bir dedikodu sofrasında bulunduğunda,
kulaklarında çınladı Efendimizin
(s.a.s) sesi: “Çiğ etini yediniz
kardeşinizin!”.
Böyle dillendirmişti Allah Rasulü,
arkadan konuşmaları.
Kendisinden yiyecek isteyenlere,
“Siz, Selman'ı katık ettiniz!” diye
kükremişti. "Dişlerinizin arasında
etini görüyorum onun!"
Anlayacağın dostum;
Gıybet varsa ortalıkta sen ona ortak
olmayacaksın, ağzını kapatacaksın.
Ayrıca, insan gördükleri ile duydukları
ile yanılmaya müsaittir, bunu da dikkâte
alacaksın. Gücün yetmiyorsa eğer suskun
kalmaya, bulunduğun meclisi terk
edeceksin.
Ya da diyeceğini usulca fısıldayacaksın
dostunun kulağına. Söyleyeceklerin ona
fayda sağlamalı, kusurlarını örtmeli.
Sana da bir benlik vermemeli.
Dedikoduyu “duyan hiddetlenir”
genelde. Sinirli ve tahammülsüz olur..
Çok azı tebessüm eder. Vardır bir
bildiği der, üzerinde durmaz geçer
gider.
Yapanı görür. Cevap vermez.
Onun gözünde parlayan, Hakk’ın ışığıdır.
Neden örtülü olanlar yüzünden
seyirden mahrum olsun ki!
Kimileri bilinçli olarak en ağır
kelimeleri yerleştirir kelâmının içine.
Sevilmeyen, beğenilmeyen sözler sarf
eder dostuna.
Onurunda gedikler açılsın, varlık
müşahedesi başlasın.
Bu şekilde üretimi artsın, yerinde
saymasın diye.
Allah katında “öldürülenler”
işte bunlardır.
Mazlum olan, Hz. İsa’nın
“Kurtlar arasına kuzu gibi girin”
sözünü hatırlar.
Onur kalesi düşer.
Adı anılmaz; ama emanet, sahibini bulur.
Varlığı yazılır;
“ölmeden evvel ölenler listesine.”
Kutlanır yokluğu, “kemal ehli olarak
ruhlar aleminde.”
Bilin ki,
Ne kadar yaralanırsanız bu eğitimden,
o kadar iyileşeceksiniz,
sağlamlaşacaksınız, metin olacaksınız.
Ne kadar eğdirirseniz başınızı, o kadar
dik duracaksınız.
Ne kadar dayanıklıysanız, o kadar derin
denizlere açılacaksınız.
Havada kalmayacak sözleriniz.
Ürettiklerinize yenilerini ilave
edeceksiniz.
Dedikodu tuzağına düşmeden,
insan gibi onurla edeple… |