Ahmed Hulûsi    

 

Yazıcıya

~Gen ve Din ~

 
Arkadaşına

             

Genler din adamlarına soruluyor, Moleküler biyolog profesörler Hadisler hakkında değerlendirme yapıyor!.

   Bilgi ezberleyip bunu tekrar edenler âlim oluyor!!!

   İşte böyle bir karmaşa içinde Amerika da Time Mecmuası Dean Hamer’i kapak yaparak “God Gene” adlı kitabından alıntılar yaptı ve bu alıntılar Türkiye ye “İnanç geni” olarak nakledildi.

   İnanç geni var mı yok mu konusu mahalle kahvehanelerinde tartışılmaya, buralarda Dean’a eleştiriler yapılmaya başlandı.
Din adamları ikiye ayrıldı. Böyle bir gen olabilir diyenler ve böyle bir şey olamaz, diyenler.

   Önce Dr. Hamer ne diyor anladığımız kadarıyla ona bakalım:

   "İnsanda VMAT2 adıyla bilinen bir genin belli bir noktasındaki nükleik asit dizilimi   cytosine veya adenin yönünden zenginlik göstermekte ve buna bağlı olarak da beyin kimyasallarından monoaminin sentezi az veya çok olmaktadır. Sözkonusu maddenin üretimi sonucunda kişide spritüel düşünceler artar. Bu üretimin fazlalığı kişide mistik görüşlerin artmasına, kişinin kendisini evrenle bütünleştirmesine tasavvufi duygulara yönelmesine vesile olur."

   Yani, Dr. Hamer  bu gen insanı inançlı veya inançsız yapar, demiyor.

   Önce bu hususu fark etmek lazım!. Konu yanlış intikal edince yorumlar da hâliyle bu intikal eden şekle göre yapıldığı için çok farklı sonuçlara gidiliyor.

   Dr. Hamer özellikle ikiz çiftler üzerinde araştırma yapıyor ve bu genin aktif olduğu ikizlerin teklerinde spritüel yaklaşımların çok yüksek olduğunu söylüyor.

   Bizler yapılan yayınları takip ederek onları mevcut veri tabanımızdaki bilgilerle karşılaştırarak konunun Din ile bağlantısını anlamaya çalışan kişileriz. Önce bunu kabul edelim.

   Sonra da buradaki esas önemli noktayı vurgulayalım. Adı veya işlevi ne olursa olsun tüm tıp ehlinin bildiği gibi sayısı 20-30 bin civarında olduğu kabul edilen genler beynin biokimyasını etkilemekte ve bunun sonucu olarak da bizim duygu ve düşüncelerimiz yönlenmektedir. Psikiyatri ilmi dahi bu faaliyetin incelenmesidir.

   Dr Hamer bu konuda şunu demektedir:
“her düşünce ve duygumuz beyindeki bir aktivite sonucudur. Biz doğal yasalara tâbiyiz. Bir torba içindeki kimyasal reaksiyonlarız.”

   Şimdi olayın esas önemli yanına gelelim.
Biz ya Gökte bir gezegende oturup oradan sihirli değnekle dünyayı ve insanları yaratıp onların içine bir şeyler yollayan sonra da kendi hallerine bırakan ve onları sınayan bir tanrıya inanacağız...

   Ya da Hz. Muhammed A.S.ın “Allah” ismiyle bize bildirdiğinin ne olduğunu anlamaya çalışacağız.

   Burada ana sorun Tanrı kavramı ile Kurân’ın vurguladığı “Allah” adıyla işaret edilen arasındaki farkın anlaşılamamasıdır.

   Tanrı hemen hemen çoğunluğun kafasında tahayyül edilen bir hayaldir..

   “Allah” ise zatı itibariyle tefekkür edilmesi mümkün olmayan; Hz. Ebu bekr’e göre, idrak edilemeyeceğinin idrak edilebileceği bir Zat’tır!

   Mekân kavramından münezzeh olan varlığa, insanın dışına yönelerek ulaşması muhaldir!.

   Bu sebepledir ki “Allah” adıyla işaret edilene her insan ancak kendi özüne yönelerek yakîn elde edebilir. İşte bu yol batıda spritüel veya mistik kavramlarıyla, İslam’da tasavvuf olarak değerlendirilmiştir. Kişinin kendi hakikatini sorgulaması araştırması ve evrensel hakikatle bütünleşmeye çalışması...

 

İşte bütün değerli tasavvuf ehli “Allah” adıyla işaret edilene bu yoldan yani kendi derûnlarından, nefsine ârif olarak yakîn elde etmişlerdir.

Şimdi “Allah” adıyla işaret edilenin evreni ve dünyayı yaratışı hakkındaki bilgilerimizi hatırlayalım.. Evren aslı itibariyle tekil bir enerji yumağıdır!.

Algılayabildiğimiz sebep-sonuç ilişkisi kadarı ile de bu enerji yumağının özünde bilinç diye isimlendirdiğimiz sistematik bir oluşturma(var etme) mekanizmasının var olduğu mutlak gerçektir.

Buna kimi doğa kanunu adını takar kimi de yaratılış yasaları veya “Sünnetullah” der... Sonuçta hepimiz bu yasalara tâbi ve bu yasaların sonucu olarak varolmuş varlıklarız!

Bedenimiz ve beynimiz her an bu yasalara göre faaliyet gösterip kendindekileri açığa çıkartır.

Yıllar önce bedende organlara hayat ulaştıran kandan söz ediliyordu. Sonra hücreler keşfedildi. Sonra hücre kimyası fark edildi. Şimdi ise insandaki özellikleri meydana getiren genler.

Bugün bilinen gerçek şudur ki, beyin, genlerin ve biokimyasının sonucu olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Bizde açığa çıkan her şey “Allah” sistemine tabi bu yaratılış yasaları istikametinde oluşmaktadır. Aşk veya diğer duygular esas olarak nasıl biokimyasal reaksiyonlar sonucu meydana geliyorsa, aynı şekilde inanç ve düşüncelerimizin de gene bu genetik özelliklere göre şekillenmesinden daha tabii bir şey olamaz!. İşte bu sebepledir ki biz 1998 yılında yazdığımız yazıda “iman geni” olması gerekliliğini vurguladık. Ne var ki henüz bunun tespiti mümkün olmamıştır.

Bu bizim bir düşüncemizdir.
Bu düşüncenin kaynağı ise Rasulullah a.s.ın, kişinin cennetlik veya cehennemlik olduğu ana rahminde 120. günde sabitlenir, anlamındaki açıklamasıdır. Bu durum daha sonra da değişmez!. İşte bu oluşum, kanaâtime göre konuyla ilgili bir veya birkaç genin devreye girip girmemesiyle ilgilidir.

Allah sisteminde dünyada oluşan her olay bir mucizedir görene!.

Bir diğer bakış açısı ile ise...
Dini anlatımla, “Allahisimlerinin işaret ettiği özelliklerle âlemler ve içindekiler meydana gelmiştir. Her birim “Allah” isimlerinin işaret ettiği özelliklerle meydana gelmiştir.

Yani karaciğer nasıl bir yaratılış gereği bu isimlerin bir anlamının açığa çıkması ise, genler de aynı şekilde yaratış amacına uygun olarak işlev görmektedir “Allah” isimlerinin işaret ettiği özelliklerle!.

Esasen  kitap konusu olan hayli geniş bir konunun burada daha fazla açılması hayli zordur. Bu konuda geniş bilgi “Dinin temel gerçekleri” ve “Dua ve Zikir” kitaplarımızda mevcuttur. Arzu edenler bu kitapları internette online olarak tamamını ücretsiz olarak www.ahmedbaki.com adresinden okuyabilirler. “Allah” adıyla işaret edilen hakkındaki düşüncelerimiz de “Hz. Muhammed’in açıkladığı ALLAH” adlı kitaptan okunabilir.

Sonuç olarak şunu vurgulayalım ki...
“Allah” adıyla işaret edilen indinde tek bir Din-Sistem mevcuttur. Bu sistem yaratış yasalarına uygun olarak kendi bünyesinde gerekenleri, Allah isimlerinin işaret ettiği manalarla oluşturmakta ve böylece madde dünyası olarak algıladığımız her şey meydana gelmektedir. İsimler perdesinden kurtulup objeleri değerlendirmek ve sistemin işleyiş mekanizmasını  kavramak hepimize kolaylaşmış ola.

Ahmed Hulûsi

21 Ekim 2004 USA


 
   

Anasayfa