|
WATSON-CRICK
modeli, kalýtsal
bilginin, nukleotitlerin türe
özgü
bir
þekilde
belirli bir düzen
içerisinde
sýralanmasýyla
belirlendiðini
ve dölden
döle
bu
þekilde
kalýtýldýðýný
açýklar.
Sözkonusu
türün
kendine
özgü
özellikleri
ise, kendi kalýtsal
yapýsý
ile belirlenen protein ve enzim moleküllerinin
sentez edilmesiyle açýða
çýkar.
DNA
üzerindeki
genler, gerekli emri ancak bir aracý
molekül
aracýlýðýyla
protein sentezleme düzeneðine
iletirler. Bu aracý
molekül
RNA'dýr.
Protein zincirindeki yerine konmak
üzere
her amino asit RNA
üzerindeki
3'lü
bir baz grubuyla
þifrelenir.
Bu 3'lü
yapýya
kodon diyoruz. Yalnýz
4
çeþit
nukleotit (A,C, G,T) olduðundan
20 ya da daha fazla amino asidi düzenleyebilmek
için,
bir ya da iki nukleotitten meydana gelmiþ
kodonlar = kalýplar
yeterli olmayacaktýr.
Çünkü
iki nukleotitten meydana gelseydi 4
çeþit
olduðuna
göre
16
çeþit
kombinasyon verebilirdi, bu da 16
çeþit
amino asidi protein zincirindeki yerine yöneltebilirdi.
Halbuki canlýlarda
16'dan fazla amino asit
çeþidi
vardýr.
Her amino asit için
3 nukleotitten meydana gelmiþ
TRlPLET' =
üçlü
bazlar,
4 nukleotidi gözönüne
alýrsak
64
çeþit
kombinasyon verir. Bu bize hücre
gereksiniminden fazla bir kod serisi sunar. Gerçekte
bazý
kodlar dejenere olmuþtur
ve 6 farklý
triplet ayný
amino aside
özelleþmiþtir
Örneðin
lösinde
durum bu
þekildedir.
Fakat sinonim her kodonun protein içerisine
amino asit yerleþtirme
aktivitesi farklýdýr.
Esasýnda
canlýlýðýn
baþlangýcýnda
üçlü
harf olmasýna
karþýn
ikili kod kullanýlmasý
olasýdýr
ve bu durumda, o zaman, yalnýz
16
çeþit
amino asit kullanýlýyordu.
|
|
2. B a z
|
|
1. Baz
|
u
|
c
|
A
|
G
|
|
U
|
Fen (Phe)
|
Ser.
|
Term.
|
Sis. (Cys)
|
|
C
|
Los. (Leu)
|
Pro.
|
His.
|
Arg.
|
|
A
|
iz. lös.
(ile)
|
Thr.
|
Lis. (Lys)
|
Asp.
|
|
G
|
Val.
|
Ala.
|
Glu.
|
Glis. (Giy)
|
Ýkili harften
üçlü
harfe geçme
öldürücü
olabilir. Bu nedenle baþlangýçta
üç
harf; fakat birli ve ikili kodon kullanýlýyordu.
Baþlangýçta
iki harfle kodlanan aminoasitler bugün
de yine iki harfle kodlanmaya devam etmektedir. Sadece
asparaginin yerinde kod deðiþikliði
olmuþtur.
Geçmiþte
asparagini saptayan AGX (X herhangi bir baz) bugün
serini ve keza arginini saptamaktadýr.
Büyük
bir olasýlýkla
trp ya da met gibi bazý
amino asitler ilk (prebiyotik) canlý
ortamlarýnda
mevcut deðildirler.
Toplam beþ
amino asit bir evrimsel basamakla diðer
amino asitlerden metabolize edilmiþlerdir.
Bunlar:
Asp
———————>•
Asn ( = Asp N)
Glu
———————^Gln
(= GluN)
Sis (= Cys)———»-Met.
Ser
————————*»
Trp.
Fen ( = Phe)
——>-
Tir (= Tyr)
Geri kalan 15 amino asit ise o ortamda mevcuttu ve dolayýsýyla
iki harfli kod yeterliydi.
Daha sonra amino asit
çeþitleri
artýnca
üçlü
kodona gitmek zorunluluðu
doðdu.
Bu kalýtsal
yapýda
bir evrimdi. Fakat birçok
amino asit
çeþidi
için
(genellikle bu evrimden
önce
bulunan amino asit
çeþitleri)
triplet kodun baþtan
iki harfi yeterlidir ve son harf ne olursa olsun amino aside
özelleþmesi
deðiþmez.
Bu, bize eskiden iki harfli kodonlarýn
kullanýldýðýný
göstermektedir.
Bazý
kodonlar da
þifre
vermek için
deðil,
sadece protein sentezinde baþlama
ve bitirme iþaretini
vermek için
kullanýlýr.
Kalýtsal
kodlarýn
evrensel olduðu
görülmüþtür.
Virüslerden
insana kadar yapýlan
araþtýrmalarda
ayný
bazlarý
ayný
düzen
içerisinde
içeren
(DNA ve RNA olarak), yani ayný
kodona sahip olan tüm
canlýlarda
ayný
amino aside
özelleþme
görülür.
Kod büyüklüðü
ve kalýtsal
materyalin uzunluðundan
bir canlýnýn
taþýdýðý
bilgi miktarý
tahmin edilebilir,
örneðin
ihsanýn
tüm
genom uzunluðu
yaklaþýk
92 cm. olduðunu
daha
önce
öðrenmiþtik.
Bu, yaklaþýk
3 x 109 nukleotit
çiftine
ve dolayýsýyla
109 kodona denktir. Orta büyüklükteki
bir protein 150 amino asitten oluþtuðuna
göre,
normal bir insan hücresi
yaklaþýk
6x106 farklý
proteini kodlayabilecek kapasiteye sahiptir.
|