Yazıcıya Arkadaşına

Ahmet F. Yüksel   

~İslâmi Fobi~
 

 

 

Kim ne derse desin, fertler, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, kendini aslı astarı olmayan, çoğunlukla hurafeye dayalı bilgilerle yaşamaya mahkûm ediyor.
Bu sebeple oluşan dengesizlik, toplumun büyük bir bölümünü kapsar hale gelmiş ve kutuplaşmalar başlamıştır. Ve küçümsenmeyecek bir kesim, farkında olarak ya da olmayarak İslâm’ı beğenmiyor ya da İslâm, bir türlü kendisine beğendirilemiyor.
Çünkü bazı şeylerin bireysel düşüncelere göre sonuçlanmasını istiyor. Kendi sorunlarına doğru dürüst çözüm getirmesi gerekirken suçu nedense inanç kurallarında arıyor.
Örneğin, imanlı gibi görünüyor "türban " için söylemedik söz bırakmıyor. Kendini dinine bağlı bir insan olarak kabul ediyor, ancak "kurban kesmeyi" katliam gibi görerek isyanları oynuyor.
Amentüye bağlılığını ifade ederken ‘Kader’ diyor, vesile olanı suçluyor.
"Hayır ve şer Allah’tandır” diyor, ne ki menfaatine halel gelen herhangi bir olayda ateş püskürüyor, yakıyor, yıkıyor, ağzına ne gelirse söylüyor.
“Bu kabul dışı eylemler İslâm’da var mı?” diye soranlara cevap verme lüzumunu dahi hissetmiyor.
"Peki, siz hangi tür İslam'ı tercih edersiniz?" dense, somut olarak söyleyebileceği pek bir şey yok gibi.
Bunları dile getirenlerin yaşam tarzında, herhalde İslâm'ın içeriği hakkında, bir türlü anlayamadıkları, içinden çıkamadıkları, hatta tedirgin oldukları bazı konular var.
Bazıları teslimiyetlerinden bahsediyorlar(!)
Onlara şunu sormak lazım:
Teslimiyetinizin sınırı ne kadar?
Yoksa sınırsız bir bağlanış mı?

Hiç düşünemiyorum.
Çünkü çok iyi biliyorlar ki, böyle bir gerçeklik/yapı görünmüyor.
Ciddiyet arz eden ve üzerinde durulması gereken bir diğer önemli konu da nankörlük meselesi.
Nankörlük; şükretmeyen, iyiliklerin değerini bilmeyen ya da bilmek istemeyen bir yaşam halidir. Bu çerçeveye, Allah’ın emirlerini hiçe sayarak ‘adam sendecilik’ gibi bir tarzı benimsemeyi dâhil edebiliriz. .
Dedikodu-zina yapan, nifak sokan, sevmesini-sevdirmesini bilmeyen, Allah Rasulü’nün bildirdiklerine uygun bir yaşam tarzını benimsemeyenin de İslâm’a yaklaşımı pek sevimli olamaz.
Unutulmaması gereken bir detay da şu: Siz bir insan olarak herkesten hoşlanmayabilir, beğenmeyebilirsiniz. Ancak yine de ‘yaratılanı severim yaratandan ötürü’ prensibiyle hareket etmeniz beklenir. Şayet böyle bir davranışı beceremiyorsanız İslam sizin için bir fobiden ileriye gidemez.
Ayrıca bir düşünün!
Düşman gibi gördüğünüz insan kim?
Ondaki manalar kime ait?
Böbürlenen, hor ve hakir görmeye alışık zümre, anlaşılmaz biçimde devasa problemlerle boğuşuyor ve süreklilik arz eden bu yönlü davranışlarıyla değerlendirmekten aciz olarak, yaşamın karşısında (vahdet realitesini kastediyorum) yenik düşmenin ezikliği içinde umudunu kaybediyor.
Bu yenilmişlik ve tükenmişlik duygusu kendilerini uçuruma iterken onlara yardım elini uzatır, içtenlikle bu badireleri zararsızca atlatmasını isteyebilir misiniz?
Biraz zor ama mutlaka yapılmalı!
"Demek ki, biz de bireysel varlığa düşmeden, çamura batmadan, evrenselliğe gölge düşürmeden bir şeyler yapabilirmişiz, belki de esas biz hata yapıyormuşuz; önemli bir düşünce insanının verdiği üstü kapalı mesajları değerlendiremediğimiz için günlük yaşamın getirisi alışkanlıklara yenik düşüyoruz." şeklinde düşünüp hatasını kabul edenler, herhalde İslâm’ı fobi olarak kabul etmeyenlerdir.

 
İstanbul - 05.06.2008
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
 
 

         

   

Anasayfa