Ahmed Hulûsi    

 

Yazıcıya

~İman Geni ~
Sky Türk Konuşma Metni

 
Arkadaşına

             

Bu konunun tam manasıyla anlaşıldığı kanaatinde değilim.

Dr.Hamer'ın keşfettiği genler insanlarda spritüel duyguların gelişmesini sağlıyor. Burada önemli olan nokta şu:

Bu genin varlığıyla insanlar imanlı ya da imansız olur denmiyor. Bahsedilmek istenen olay şayet bu gen kişide faaliyete geçmişse, tesirlerini biyokimyasal olarak açığa çıkarmışsa bu kişide spritüel duygular çok güçlü oluyor.

Yani bu kişinin kendi hakikatini araştırma, sorgulama ve evrendeki yerini bulma ve tasavvufi bağlamda insanın hakikati olan Allah'ı bulma ve hissetme duyguları bu genle oluşur deniyor. Bu konuda gerekli zemin hazırlanmış oluyor ve kolaylık sağlanmış oluyor.

Eğer bu gen yeterince açılmamışsa o zaman bu kişi bu konuların derinliğine eğilmiyor, yüzeysel kalıyor dinin şekil ve kurallarıyla yetinmek durumunda kalıyor. Mistik ve tasavvufi eğilimi kolaylaştıran etmenin bu gen olduğu Hamer tarafından vurgulanmak isteniyor.

Benim kitabımda yazdığım iman geni biraz daha farklı ve ağır geliyor. Ben o tespitimi yaparken çok korkarak ve çekinerek o ifadeleri kullandım. Fakat söylemem ve kayda geçmem gerekiyordu.

Benim bahsettiğim iman geni, Hz. Rasulullahın Hadislerinde açık seçik olarak ifade buyurduğu kişinin said ya da şaki(mutlu ya da mutsuz) oluşuyla alakalı. Eğe kişi bu gene sahipse ve bu gen kişide işlev görüyorsa o kişi yapı olarak ruh olarak ölümötesi yaşamda cennet diye tarif edilen boyuta geçer. Eğer bu gen o kişide açılmamışsa gereken işlevi yapmıyorsa bu kişinin cennet boyutuna geçmesi mümkün değildir. Bu tespit de daha sonra değişime kesinlikle uğramaz ana karnında tespit edilir diyor Hz.Rasulullah.

Bu noktada ateist veya inançlı kesimin kendine göre bir takım değerlendirmeleri mesuliyet noktasında olamaz mı sualini şöyle değerlendirmeliyiz: Mesele tanrıya inançla Allah ismiyle işaret edilen Varlığa inanç arasındaki farkın farkedilmesi gerekliliğidir.

Evrensel boyutlarda konuyu düşündüğümüz zaman evrenin özündeki ana güç olan varlığın sahip olduğu özelliklerini her birimde o birimin yapısal özelliklerine göre açığa çıkardığını müşahede ediyoruz.

Yani yukardaki tanrı şu cennetli olsun bu cehennemlik olsun diye bir tasnifte bulunmuyor.

Bu varlık kendi ilminin ve kudretinin gereğini birimlerde açığa çıkartıyor. Bu özelliklerini açığa çıkarması da insanın beyninde genlerle meydana geliyor. Dr. Hamer'in bu noktada değindiği bilimsel bir olay var. "Her düşünce ve hissedişimiz, beyindeki bir aktivitenin sonucudur. Bizler doğal yasalara tabiyiz ve bir torba içindeki kimyasal reaksiyonlarız" diyor. Yani bizim yapımızda açığa çıkan her olay istisnasız beynimizdeki bir faaliyetin sonucudur. Beyindeki bütün bu faaliyetler de genlerin ve bunların oluşturduğu kimyasal reaksiyonların sonucudur. Bizler de böyle bir varoluşun içinde dünyaya gelmişiz.

Allah ismiyle işaret edilen varlık yukarıda ötede bir tanrı değildir ki ona sorasınız "beni niye böyle yarattın da filancayı niye böyle yarattın" diye.

Böyle bir varlık yok!

Allah zatı itibariyle bütün kavramlardan münezzeh bir varlıktır ve insanın Allah kelimesiyle işaret edilen varlığı idrak edebilmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla biz o yüce zat hakkında hiçbir yorumda bulunamayız.
Ama insanın varoluşu da insanın ezelinde bellidir. Ezel kelimesini de çok iyi anlamak lazım. Ezel, fix yani belirlenmiş olarak zamansal ve mekansal bir olay değildir. Boyutsaldır. Her birimin ezeli kendine göredir, kendi ezeli vardır. Ayrıca dışarıda yukarıda bir ezel yoktur. Ebed de buna göredir.

Ahmed Hulûsi

22 Ekim 2004 USA

 
   

Anasayfa