|
|
|
|
|
Bilinç Normalden Sapınca
Farklı bilinç halleri Öncelikle normal bilinci ve uyanıklığı oluşturan koşulları
ele almakta fayda var. Normal bilinç EEG'nin alfa veya beta ritminde olduğu
(ya da EEG'nin 8-23 Hz arasında olduğu), tüm algıların dengelenmiş
ve korteksin (beyin kabuğu) filtresinden geçirmiş olduğu bir bilinç
halidir. Beyin belli bir anda temelde beş tip algıyı değerlendirir: 1) Dışarıdan gelen uyarı (ekternal stimulus, ses, renk ve 5
duyu ile ilgili olabilir). 2) Proprioseptif stimulus (örneğin vücut postürü ile ilgili
veya eklemlerden, kaslardan gelen), motor stimulus ve buna verilen kas
cevabı (kaslarda kuvvet veya gerginlik artışı/azalışı). 3) Somato-sensoriyal stimulus (yani vücudun kendi içinden gelen
bir uyarı, örneğin bir diş ağrısı veya kaşıntı). 4) Bilinçli iç stimulus, yani beynin ayırdında olduğu ve düşüncenin
içinden gelen uyarı. 5) Bilinçsiz iç stimulus, yani emosyanel (duygusal) ve psikolojik
stimulus (hem korteksten gelen, hem de içgüdülerin merkezi olan limbik
sistemlerden, bilinç dışından gelen tüm uyarılar bütünü). Beyin tüm uyarıları bir filtre mekanizmasından geçirerek,
toplam bir algı düzeyi çıkarır; bu algı düzeyinin altındaki uyarılar
bilince intikal etmez: "eşik altı algı olarak" kalırlar. Tüm
sensoriyal-motor input (sensoriyal: duygusal, motor: kas aktivitesi ile
ilgili, input: alınan, işlenen, bilgi), aslında beynin kendi kendisine,
olağan normal hayatı sürdürebilmek için oluşturduğu bir hemostasis
(akardenge) mekanizmasından başka bir şey değildir. "Ben ve kişilik",
"normal bilinç hali" denilince, veya günlük hayatta isimleri
ile bildiğimiz kişilerin davranışları deyince, bu alışılmış,
beynin süzgecinden geçirdiği ve ortalama olarak ortaya koyduğu algılar/motor-sensoriyal
input ve bunlara karşı kişinin gösterdiği tepkiler bütünü ele alınır.
FBH'nde ise hem "ben ve kişilik", hem uyarılara verilen yanıt,
hem de bilinen normal bilinç hali değişebilir. Hatta bazı ilaçların
ve yöntemlerin etkisi altında, irade denilen "normal bilince"
ait fonksiyon tamamen kalkabilir, ileri düzeydeki FBH'nde ise kişi artık
aynı kişi olmayabilir, bambaşka bir yapı kendini gösterebilir. Örneğin
LSD-25 (lysergic acid diethyl amide) etkisinde pek çok bilinç dışı,
arkaik, kolektif bilinç dışına ait motif ön plana çıkabilir, ya da
hipnoz etkisi altında -aynı rüyalarda olduğu gibi- kişi bambaşka
birisini oynayabilir, çoğul kişilik (multiple personality) geliştirebilir.
Beyin ve vücut, parasempatik ve sempatik sistemler denen iki sinir
sisteminin etkisi altındadır. Sempatik sistem uyanıklığı ve dış dünyadan
gelebilecek tehlikelere karşı insanın karşı koyma gücünü sağlar.
Bir tehlike karşısında bilincin açılması, beyindeki noradrenerjik
(bir katekolamin nörotransmitter) nöronların aktivasyonu ile gerçekleşir
(örneğin locus coerules, noradrenalin salgılayan nöronlar açısından
çok zengindir, aşırı aktivasyonu panik reaksiyona neden olur); bu sırada
da sürrenal bezinden kana adrenalin isimli hormon salgılanır. Uyanıklığı
sağlayan nöradrenalin olduğu kadar, özellikle beyin sapındaki raphe
çekirdeklerindeki serotoninerjik nöronlar tarafından salgılanan
serotonindir de. Ayrıca bu dengenin kurulmasında dopamin, GABA,
enderfinler ve diğer nörotransmitterlerin de rolü vardır. Genelde
"amin" yapısındaki nörotransmitterler, vücutta yüksek
enerji üretime yol açan ve ergotropik olarak isimlendirilen bu sistemi
aktive ederler. Bilinçteki elektriksel ve elektro-kimyasal statuslar
(status: durum, hal), bilinç halleri, bellek hep bu nörotransmitterlerin
farklı dengelerdeki etkileşimi ile ortaya çıkar! Kimyasal maddelerle
veya dışarıdan verilen uyarılarla bu dengeleri değiştirmek mümkündür. Parasempatik sistem ise daha ziyade vücudun dinlenme ve gevşeme sırasında
etkili olan sistemidir, salgı bezleri ve sindirim sistemi parasempatik
sistemin kontrolü altındadır. Trofotropik olarak isimlendirilen bu
sistemin aktivasyonunda vücudun ürettiği enerji azalır. Beyinde özellikle
asetil kolin isimli nörotransmitter, parasempatik nöronlardan salgılanır.
Dinlenme durumlarında ve uyku sırasında parasempatik sistem daha
hakimdir. Son görüşlere göre beden ve zihin birbirinden ayrılamaz.
"Beden-zihin" kavramını ortaya koyan Prof. Alen Hobson'a göre
uyku sırasında beyin FBH'ne girer, rüyalar bir çeşit halüsinasyondur
ve her bilinç halinin karşılık geldiği bir elektro-kimyasal
"beden-zihin" durumu mevcuttur (15, 16). Beden-zihin, bilincin
bir anlamda tüm vücuda ve vücut fonksiyonlarına yayıldığını, bir
böbrek üstü bezinin veya karaciğerin de en az beyin kadar bilincin yapısında
etkili olduğunu ortaya koymaktadır; aynı kuvantum fiziğindeki birleştirilmiş
alanlar teorisi gibi artık vücut fizyolojisi ile beyin birleştirilmektedir.
Beden-zihin kavramı maddeden ve vücuttan ayrı, bilinci ve beyni şekilleyen
"ruh" gibi bir aksiyomu da reddetmektedir. Çünkü oksijen ve
glikozun olmadığı yerde nöronların oluşturduğu aksiyon
potansiyelleri, nörotransmitter iletimi, dolayısıyla da bilinç olamaz
. Örneğin LTP (Long term potentiation: uzun süreli güçlendirme) denen
bir elektrofizyolojik olgu, belirli uyarılar sonucunda beyindeki nöronların
sonraki benzer uyarılara verdiği elektrofizyolojik ve nörokimyasal
mekanizmasıdır (son 20 yılda açığa çıkmıştır). Oksijen,
glikozun veya yeterli sodyum ve potasyum konsantrasyonunun olmadığı
yerde LTP de gerçekleşemez. Yani öğrenme ve bellek de olamaz; bu
nedenle maddenin ötesindeki bir ruhun belleğinden de söz edilemez. Farklı bilinç hali oluşturan durumlar Yukarıda saydığımız normal bilinç halini oluşturan
somato-sensoryal, sensoryal-motor vb. inputların değiştiği durumlarda
FBH oluşabilir. FBH'ni aslında hepimiz bilmekteyiz; örneğin sarhoşluk,
uyku, rüya görme hep FBH'dirler. Ama sistematize etmek gerekirse, FBH şu
koşullarda oluşur (18): 1) Dışarıdan gelen uyarıların azaldığı durumlarda: Dış
uyarıların azaldığı, sensoryal-motor inputun minumuma indiği
durumlarda, tekrarlayan monoton uyarıların varlığında FBH oluşur.
Uzun süreli bir yere kapatılma durumlarında, (19); denizdeki uzun süreli
stimulus yoksunluğunda (20); yükseklere çıkan jet pilotlarında (21);
uyku bozukluklarında, uzun süren uykusuzlukta; duyusal yoksunluk
deneylerinde (5, 6) FBH oluşur. Duyusal Yoksunluk Deneyleri, dış uyaranın
minumuma indirildiği en ideal deneysel FBH koşullarıdır (5, 6). Denek,
isotonik (kanla aynı osmotik basınca sahip) su içeren bir tanka girer.
EKG (kalpten, elektrokardiyografi), EMG (kastan, elektromyografi), EEG
(beyinden elektroensefolagrafi) kayıtlarıyla dış dünyaya bağlıdır.
Vücut bu tankın içinde, karanlıkta, hiç bir ses, uyarı, görüntü
olmadan yüzer; süre en az 8 saat-2 gün arasında değişir. John Lily,
bu deneyleri bizzat gerçekleştirmiş, duyusal yoksunlukla birlikte LSD
gibi halüsinojen maddeleri de denemiştir (5, 6). Duyusal yoksunluk tek
başına bir süre sonra zaten halüsinojen etkiye sahiptir. 2) Dışarıdan gelen uyarının arttığı, motor veya duygusal
aktivitenin arttığı durumlarda: Telkine açılmış bilinç halinde
(22); beyin yıkama durumlarında; dinî veya mistik amaçlarda gelişen
vecd (ekstazi) hallerinde; şamanik trans hallerinde, dinsel seromonilerde
(23, 24); ateşte yürüyenlerin girdiği trans halinde (25); şeytana
tapan (satanist) kültlerin ayinlerinde ve ritüellerindeki trans
hallerinde (26); aşırı uzun süren cinsel ilişki veya uzatılmış
orgazm (status orgasmus) halinde (27) FBH görülür. Ayrıca iç
dinamiklerden kaynaklanan amnezilerde (hafıza kaybı), travmatik
nevrozda, depersonalizasyonda, panik ataklarda, histeri konversiyonunda,
psikozda, şizofrenik reaksiyonlarda FBH görülür. 3) Aşırı uyarılmışlık, aşırı zihinsel aktivite: Uzun süren
problem çözme durumlarında, buluş ekstazisi durumlarında; karizmatik
bir konuşmacıyı inanmış ve etkilenmiş olarak dinlerken; metronomu
veya stroboskobu uzun süre izlerken FBH oluşabilir. Örneğin pek çok
kişi üniversite sınavı gibi beynin aktif olduğu bir sınavdan sonra,
zihinlerinin değiştiğini algılamıştır; bu aşırı zihinsel
aktivitelerin yaklaşık 2-5 gün durmaksızın sürmesi FBH'ne yol açabilir. 4) Dikkatin azalması, uzun süreli uyanık relaksasyon durumlarında:
Bu grupta ele alınan durumlar meditasyon, Yoga gibi aktivitelerde gelişen
FBH'dir. Konsantrasyon meditasyonu, Zazen, mantra meditasyonu, Yoga hep
birbirinden farklı tekniklerdir ve farklı bilinç hallerine yol açar.
Örneğin Japonya'daki Zen merkezlerinde (Zendo) Budist rahipler, sabah
5'ten akşam 10'a kadar durmadan zen meditasyonu yaparlar. Zen meditasyonu
sadece insanın gözleri yarı açık, önündeki bir noktaya konsantre
olarak, nefes alış verişlerini dinlemesi (sayması) ve başka hiçbir
şey düşünmemeye çalışılmasından ibarettir. Günler, aylar hatta yıllar
sürer. Sonuçta varılan bilinç halinde, dünyadaki bazı gerçeklerin
daha farklı ve daha doğru, özüne vararak kavrandığı iddia
edilmektedir (Satori, samadri, nirvana, kozmik bilinç terimleri ile açıklanan
durum). Bu bilinç hallerinde halüsinojenlerle varılan bazı bilinç
hallerinin kavrandığına dair bulgular ve iddialar vardır. 5) Somato-psikolojik faktörlerin etkisi altında: Bunlar vücudun
kimyası veya psikolojisindeki değişimler, patolojiler sonucunda yaşanan
FBH'dir. Hipoglisemi (kan şekerinin azalması); uzun süren oruç;
hiperglisemi; dehidratasyon (vücudun su yitirmesi ); tiroid veya adrenal
bezleri fonksiyon değişimleri; narkolepsi (kendiliğinden kontrolsüz
olarak uykuya düşmek); temporal lob epilepsi nöbetleri (de ja vu);
epilepsi (sara) veya migren öncesi görülen auralar (kısa süreli uyanıklığın
yitirildiği veya yitirilmeden yaşanan ön bilinç hali) FBH oluşturabilir.
6) Normal fizyolojik koşullar altında: Uyku ve rüya görme hali
(REM uykusu) normal koşullarda yaşanabilecek FBH oluşturabilir. 7) Beyin ve vücut kimyasının değişimine bağlı olarak: Uyarıcı
maddeler, halüsinojen ve psikedelik (psychedelic) maddeler, uyuşturucular,
anestezikler, alkol, uyku ilaçları FBH oluştururlar. Özellikle uyarıcı
maddeler ve halüsinojenlerle ulaşılan FBH beynin pek çok ilginç özelliğini
ortaya koymuştur. Düşüncede değişimler Hemen tüm FBH'nde konsantrasyon, dikkat, yakın ve uzun süreli
bellek, yargılama, yaratıcılık, çağrışım, sonuç çıkarma ve
problem çözme yeteneği değişir. Çoğunlukla çok farklı zamanlara
ait anılar bilinç yüzeyine çıkarken, arkaik ve bilinç dışı
motifler günlük hayatın görülen hatırlanan motiflerinin ve öğelerinin
yerini alırlar. Bazı FBH'nde çocukluk, doğum anlarına kadar gidilip,
o anlara ait, o zamanki arkaik bilinçte kalan duygulanımlar tekrar yaşanabilir.
(bkz, resim 1, resimde doğum anı stresi ile ilgili korkuların ve bilinç
halinin dile getirildiğine dikkat ediniz) . Neden ve sonuç ilişkisi
daha bulanıklaşır, hatta bazen ambivalans (zıd iki düşünceyi aynı
anda savunma) gelişebilir. Bilindiği üzere bu, şizofreni ve psikotik
reaksiyonun bir özelliğidir. Ama bu psikolojik etkiler FBH'in yöntemine
göre değişir. Uyarıcılarla ulaşılan farklı bilinç halinde
(metamfetamin gibi, 10-30 mg) bilinç çok berraktır, herhangi bir gerçekten
kopukluk, ambivalans ve neden-sonuç ilişkisi bozukluğu yoktur. Problem
çözme ve öğrenme yeteneği hızlanır. Yalnız, bilinç akıldan geçmekte
olan düşünceleri takip edemez hele gelir, çağrışım ve yaratıcılık
çok artar. Bellek şu ana bağlıdır, zaman algısı bozulmamıştır
ama geçmişe ait pek çok gerekli gereksiz anıyı hatırlamaktan dolayı
zihin bir süre sonra yorulur. Yüksek doz uyarıcılarda (100 mg
metamfatamin) çok güçlü şüphecilik (paranoya) gelişir, kişi en
ilgisiz düşünce parçaları arasında bile ilişkiler kurmaya, anlamlar
aramaya başlar; kişide zaten bir psikoz alt yapısı varsa bu ortaya çıkar.
Hafif halüsinojen olan uyarıcılarda [THC
(tetra-hidro-cannabinoly), MDMA (metilen-dioksi-metamfetamin), MDA (3-4
metilen-dioksi-amfetamin) gibi] neden-sonuç ilişkisi bir miktarda
bozulabilir. Çağrışımlar artar. STF [Serenity, Tranquility, Peaca;
DOM (2.5 dimetoksi-4 metilamfetamin)] isimli uyarıcıda ise, MDMA'de olduğu
gibi barış ve huzur hissi çok fazladır. Bu maddenin etkisinde insan
kendisini evrenle ve çevresi ile son derece uyum içinde hissedebilir.
Garip bir ironiyle gerek MDA gerekse MDMA, kimyasal savaş için
sentezlenmişlerdir; ama kişiye inanılmaz bir barış hali verirler.
Maryland'deki kimyasal savaş araştırma merkezi olan Adgewood Arsenal'da
bu psikoaktif maddelerin raflardaki gizli kod adı EA-1299 (MDA) ve
EA-1475 (MDMA)'dır. Bu etkilerinden dolayı, istihbarat örgütleri bu
maddeleri kendi askerlerine vermek yerine düşman saflarındaki askerin
yiyeceğine karıştırmayı düşünmüştür. MDMA, 1980'li yıllarda
depresyon tedavi amacıyla kullanılmıştır. Meditasyon ve Yoga ile varılan bilinç halinde düşüncel yapıda
ve irdeleme yeteneğinde herhangi bir bozukluk olmaz; neden-sonuç ilişkisi
korunur. Zazen bilinçte bir açıklığa ve berraklığa bile neden
olabilir. Uzun süreli Yoga ve meditasyon sırasında ise halüsinasyonlar
ve vizyonlar (vision) algılanabilir. Duyusal Yoksunlukla (sensory deprivation) girilen FBH ise çok
ilginçtir. Bilinç bir süre sonra normal neden-sonuç ilişkisini
kaybetmeye, zaman algısını yitirmeye, halüsinasyonlar görmeye başlar.
Düşüncede bütünlük bozulur. Uyku ve rüyada ise beynin çağrışımla ilgili işlevlerinin
arttığı görülür, mantık zinciri ve neden sonuç ilişkisi rüyalarda
bazen korunabildiği halde, genellikle bozulur. Bir kişi aynı anda bir
çok kişi olabildiği gibi, neden-sonuç ilişkileri de algısal
distorsiyonlarla birlikte ortadan kalkar; zaten rüyaların uyku sırasında
görülen halüsinasyonlar olduğu, ama bu halüsinasyonların bilgi
organizasyonu, gereksiz bilgileri unutma, RNA sentezi, uzun süreli hafızanın
yerleşmesi, günlük psikolojik sorunların halledilmesi açısından çok
önemli olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca rüya görme sırasında yapılan
buluşlar da çok önemlidir. Kekula'nın benzenin altıgen (hexagon) yapısını
bulması, Mendelyev'in peryodik tabloyu bulması, Jon von Newman'nın
bilgisayarların temelini atan buluşlarını yapması, Norbert Weiner'in
radarı bulması, Einstein'in rölativite kuramı ile ilgili bazı gerçekleri
formülize etmesi, Tesla'nın bazı buluşları hep rüya sırasında gerçekleşmiştir.
Ayrıca bu örnekler hatırlanabilen rüyaları ele almaktadır. Rüyada görülüp
de unutulan ama günlük hayatta ortaya çıkması olası diğer buluşlara
hiç değinmiyoruz. REM uykusu engellendiğinde insanlarda yine halüsinasyonlar
ve düşünce hataları ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar yüz saat
civarında uykusuz kalan kişilerde akut psikoz, yoğun depresyon,
regresyon (geçmişe gitme), çocuksu ve arkaik motiflerle düşünme,
mantıksızlık, emosyonel (duygulanım) bozukluk, neden-sonuç ilişkilerinde
ve bellekte bozukluklar, problem çözme yeteneğinde hatalar, süreli ağlama
veya gülme davranışı ortaya çıktığını ortaya koyar. Beyin yıkama ile ilgili bazı yöntemlerin de FBH yaratacağı
bilinmektedir. Örneğin satanist ve şamanist ritüeller, dini-mistik törenler,
vecd-catharsis-trans halleri hep insanlarda FBH yaratır; ama bunların
mekanizması henüz bilinmemektedir. Bu bilinç hallerinde düşünce bütünlüğü,
neden sonuç ilişkisi, tutarlılık bozulur, kişi savunma mekanizmasından,
bilinç dışı motiflerin ve de en önemlisi ruhani liderin (guru, şeyh,
kült lideri ) etkisi altına girer. Mistik trans halinde bilinç öylesine
değişir ki, ağrı algısı ve günlük yaşanmakta olan kişilik bile
kaybolabilir; örneğin trans halindeki kişi ağrı duymadan sağına
soluna şiş batırabilir, ateş üzerinde (korlaşmış kömür) yürüyebilir.
İnsan beyninin oto-hipnotik özellikleri, dini-mistik trans hali ile ve
uzun süren inzivayla, ibadetle aktive edilebilir; veya MDA, ibogain gibi
insana mistik bir deneyim yaşatacak ilaçlarla bunu sağlamak veya güçlendirmek
mümkündür. Hiç kuşkusuz ki dinsel, mistik ve doğaüstü faktörlerle
oluşturulan FBH en mükemmel beyin yıkama yöntemlerinden birisidir. İnsanların
bu vecd-trans halinde tanrıyla, peygamberlerle, melekler, cinler veya
bedensiz uzaylı yaratıklarla konuşup, binbir çeşit halüsinasyonlar
ve illüzyon görmeleri ve bunların gerçek olduğuna, kendilerinin seçilmiş
olduğuna, bu dünyada bir misyonları olduğuna tüm hayatları boyunca
inanmaları içten bile değildir; bu sayede insanlara yaptırılması çok
zor herşey (cinayet, işkence, hırsızlık vb.) yaptırılabilir. Dinsel
ve mistik FBH insan beyninin piskolotik ve halüsinasyon görmeye uygun
yapısını başarıyla ortaya çıkarırlar. Bu nedenle istihbarat örgütleri
böyle alt kültürler, kültler ve dinsel trans törenleri yaşayan
gruplarla çok ilgilenmişlerdir. Söylenen hedef parapiskoloji ve ESP
(ESP: Duyular dışı idrak, Extra Sensory Perception) ile ilgili araştırmalar
yapmaktadır, ama asıl hedef kitlelerin, küçük veya büyük grupların
ideolojik kontrolü ve bireysel zihin kontrolüdür. Narkotik analjezikler (uyuşturucu morfin ve eroin) ile alkol ise
merkezi sinir sistemini baskılayarak bir FBH oluştururlar. Alkol ve
eroin güçlü fizyolojik ve piskolojik bağımlılık yaparlar. Eroin çok
güçlü bir sedesyon (sakinlik) verir, ağrıya verilen subjektif yanıtı
yok eder; eroin etkisinde kişi hiçbir şeyi umursamaz (42), tüm dünyadaki
dertlerden kurtulur, apatikleşir. Düşüncede bütünlük kaybolmaz, halüsinasyon
pek gelişmez (yoksunluk sendromu dışında), neden-sonuç ilişkisi pek
kaybolmaz. Alkolde ise neden-sonuç ilişkisi, motor koordinasyon bozulur;
inhibisyonlar (psikolojik engelleme) ortadan kalkar, bilinç dışındaki
tüm motifler ortaya çıkar. Alkol iyi bir konuşturma aracıdır. Alkol
yoksunluğunda halüsinasyonlar gelişebilir. Beş duyudaki değişimler, halüsinasyonlar ve algının
distorsiyonu FBH'nin büyük çoğunluğu beş duyu algısını ve
bilincin bunlar üzerindeki yorumunu değiştirir. Yüksek doz uyarıcılarla
(metamfetamin) beş duyuda değişim olabilir, renkler ve sesler daha
keskin algınabilir. Bu ilaçların halüsinasyona yol açan çok aşırı
dozlarında ise renk halüsinasyonları başta olmak üzere, cisimlerde
distorsiyonlar (eğilme bükülme) görülebilir. THC ve MDMA gibi uyarıcılarda
halüsinasyonlar görme sıklığı daha fazladır. THC'de bilinç dışına
ait çeşitli baskılanmış motifler, imajlar ortaya çıkar. MDMA ise çevreyi
ve doğayı daha barışçı, uyum içindeymiş gibi algılamaya neden
olur. Renkler, sesler, tadlar ve dokunuş duygusu keskinleşir. Bilincin
algıları filtreleme yeteneği de değişeceği için bu maddelerin
etkisinde bilincin oto-kontrolü büyük ölçüde kalkar. Güçlü halüsinojenler
olan LSD, MDA, STP (DOM), psilosibin, PCP (phencylidine) meskalin,
ibogain, algılanmakta olan herşeyin distorsiyona uğramasına, renklerin
ve seslerin değişmesine, renklerin ses, seslerin de renk olarak algılanmasına
neden olurlar, sesleri duyma eşiği çok düşebilir (bkz. resim 1 ve 2).
Bu ilaçlar insanlarda çeşitli sanrıların (halüsinasyon) ortaya çıkmasına
neden olur. Bu sanrılar bilincin kendi isteğiyle değiştirdiği imajlar
olabildiği gibi, algılanan distorsiyona uğramış dış dünyaya da ait
olabilir. Örneğin LSD etkisinde gözlerini kapayan birisi bir çizgi
film görmeye başlayabilir, ama gözlerini açtığında yine kendini bu
çizgi filmin devamında veya içinde bulabilir, dış dünyada algıladıkları
bu filmin bir parçasıymış gibi örülebilir; veya gözlerini açınca
bambaşka bir filmin içine girdiğini görebilir. LSD etkisinde tüm yüzeylerde yoğun bir dalgalanma, insan yüzeylerinde
şekilerde ise şekil, biçim, derinlik, boyut değiştirme görülür.
Meskalin ise daha ziyade renklerle ilgili değişimlerde etkilidir; tüm dünyayı
yeşilin tonlarında gören bir denek, bir klakson sesiyle tüm dünyayı
kırmızının tonlarında görmeye başlayabilir. Kaleidoskopik görüntüler,
danseden renk cümbüşleri, duyguların-düşüncelerin şekil ve
renklere dönüşmesi bu psikedelik maddelerin ortak özelliğidir. MDA,
Meskalin, ibogain ve psilosibin, LSD'den daha güçlü bir mistik halüsinasyon
yaratır; bu ilaçlarla bir kült içinde, yeterli ön hazırlıkla
insanları transa sokmak ve istenilen amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür.
İbogain, biliçli rüya görme hali yaratabilir. Halüsinojenler, tüm
bilinci ve kişiliği bir çırpıda etkileyebilecek ve değiştirebilecek
ilaçlar oldukları, çok farklı amaçlarda kullanabilecekleri için çok
tehlikelidir. Hipnozla insanlarda algı değişimleri, distorsiyonlar yaratmak,
kontrollü halüsinasyonlar gördürmek çok kolaydır. İnsanlar olmayan
kişilerle konuşabilir, olmayan cisimleri algılayabilir; bunları da
uyandıktan sonra çok net hatırlayabilirler. Hipnoz ve hipnozla varılabilen
FBH halen gizemini korumaktadır. Hipnozla insana istemediği bir şeyin
yaptırılamayacağı ise, hipnozu kâr amaçları için kullanan
psikiyatrlar ve araştırmacılar tarafından "insanları hipnozun
zararsızlığına inandırmak için" atılmış kuyruklu bir yalandır.
Hipnoz altında kişiye içinde bulunduğu ortam öyle bir biçimde algılatılabilir,
telkin öylesine usta bir biçimde verilebilir ki, kişi belirli bir işaretle
istenen zamanda kayıtsız şartsız söyleneni yapar. Candy Jones isimli
mankenin, yaklaşık 10 yıl boyunca CIA tarafından çift kişilikle yaşatıldığına
ait kitaplar bile yazılmıştır. Uzun süreli meditasyon, yoksunluk
deneyleri ve Yoga ile algılarda distorsiyonlar ve halüsinasyonlar gelişmektedir.
Meditasyonun, Batı kültürüne ve zihniyetine pazarlanmış bir biçimi
olan Transandantal Meditasyonu yapanlar ise, ileri derecedeki kurslarda,
"görünmez olduklarını, uçtuklarını, duvarlardan geçtiklerini"
iddia ekmektedirler. Bu iddialar Transandantal Meditasyonun algı
distorsiyonlarına ve halüsinasyona neden olduğunun en bariz kanıtıdır.
Uyku ve rüya halinde dışarıdan gelen algıların farklı biçimlerde
distorsiyona uğrayıp, rüyalara yansıdığını hepimiz biliriz. Dinsel
ve mistik FBH'nde ise, özellikle trans halinde, tüm algılarda halüsinojenlerdekine
benzeyen değişim gelişebilir. Bu olguları yaşayan kişi, psikotik
olmayabilir, günlük hayatında gayet normal birisidir; ama beyin inanç
ve mistisizmle ortaya çıkan vecd (trans) hallerinde sanki endojen (içsel)
halüsinojenler salgılamakta ve insanlara olmayan şeyler gördürmektedir.
Peygamberlere gelen vahiyler, meleklerle diyaloglar da, büyük olasılıkla,
benzer trans hallerinde gerçekleşmiştir. Dini ve mistik ritüellerdeki
FBH'nde, bir grup insana toplu telkinle, birbirine benzer halüsinasyonları
gördürmek de mümkündür. Alkol algılarda distorsiyona, ileri düzeyde alkolizm ise halüsinasyonlara
neden olabilir. Eroin, morfin kullanımı da tüm algıları değiştirebilir.
Algı distorsiyonu pek görülmez, ama yoksunluk sendromunda halüsinasyonlar
görülebilir. Bellekte değişimler Hemen hemen tüm FBH bellekte ve bilincin belleği yorumlayışında
derin etkiler yapar. Uyarıcılar (amfetamin grubu) belleği güçlendirebilecekleri
gibi, kronik kullanımlarında uzun süreli öğrenme yeteneğine zarar
verebilirler. THC (esrar, marijuana) ise akut olarak belleğe çok önemli
zararlar verir, kısa süreli hafızayı olumsuz etkiler. Yeni bulunan THC
reseptörleri olan Anandamide reseptörlerinin görevinin beyne öğrendiği
bilgileri unutturmak olduğu ortaya çıkmıştır. THC bu reseptörlere
bağlanınca, görülen etki LTP'nin baskılanması, öğrenme ile ilgili
fonksiyonların yitirilmesidir. Kronik THC kullanımında yoğun bir
unutkanlık hali gelişebilir. Yalnız THC etkisi altında bilinçte bastırılan
pek çok bilgi, yaşanmış olay da ortaya çıkabilir, çünkü THC
beynin bilgi saklanmasından sorumlu bölgelerdeki inhibisyonu kaldırır.
Halüsinojenlerin büyük kısmının belleğe çok fazla kalıcı
etkileri yoktur. Halüsinojenlerin etkisi altında baskılanmış düşünceler,
unutulmuş olaylar tekrar hatırlanabilir. İbogain tüm yaşantıyı bir
film şeridi gibi gözler önünden geçirebilmektedir . LSD, zihni
istenilen bir ana götürebilir. Psilosibin, LSD ve meskalinin kollektif
bilinç dışına ait pek çok bilgiyi ve motifi ortaya çıkardığına
dair kanıtlar vardır. Hipnoz, belleği çok güçlendirebileceği gibi, çok zayıflatabilir
de. Halüsinojenlerle bile hatırlanamayan bazı olgular, hipnoz sayesinde
kolaylıkla hatırlanabilmektedir. Ama hipnoz bir bilim olmadığı için
ne kanunen ne de mahkeme kayıtlarında bu bilgilerin bir geçerliliği
yoktur. Zaten olmaması da gerekir, çünkü hipnozla insanlarda yanlış
hafıza yaratmak, ya da olmayan ikincil bir kişilik yaratmak mümkündür.
Beyin yıkama yöntemlerinin ve mistik FBH'nin de hipnoza benzer etkileri
vardır. Alkol hafızayı aşırı derecede baskılar. Morfin ve eroin de
unutkanlığa, öğrenme güçlüğüne neden olur. Zaman algısında farklılıklar FBH'nde rastlanabilecek en temel özelliklerden birisi de zamanın
agılanmasındaki değişikliklerdir. Uyarıcılarda (metamfetamin) zaman
bir türlü geçmek bilmeyebilir, 1 saatlik bir dönem 8-10 saat gibi algılanabilir.
THC'de zaman algısı değişimi çok çarpıcıdır, zamanın akışı ve
bunu bilincin algılayışı çok yavaşlar. LSD ve diğer halüsinojenlerde
zaman algısı tamamen ortadan kalkar. 1 saat bir saniye gibi algılanabileceği
gibi, 1 saniye aylar gibi algılanabilir. LSD kullanan denekler uzay zamanı
ve 3 boyutu aştıklarını söyleyebilirler, tabi ki bu yanılsamadan başka
bir şey değildir. Hipnozla da zaman algısı çok dramatik bir biçimde
değişebilir, verilen telkinle 1 saat ister 1 saniye isterse 1 ay gibi
algılatılabilir. Duyusal yoksunlukta 5-6 saatten sonra bilincin zamanı
algılayışı azalır veya yok olur. Uyku ve rüyada zaman algısı çok
değişiktir, normal saatlerde 10-15 saniye gibi algılanabilecek süreç
içinde saatlerce sürebilen bir film şeridi dolusu rüya görülebilir;
örneğin zil sesi 10 saniyede gelişen bir olgudur, ama bu sırada kişi
sonu zil sesi ile biten çok detaylı, uzun ve konulu bir rüya görebilir.
Morfin ve eroin, zaman algısını yavaşlatır. Alkol ise yüksek
dozlarda zaman algısını distorsiyona uğratır. Diğer degişimler Kontrolün kaybı, telkine ve beyin yıkamaya yatkınlığın değişimi:
Hemen tüm FBH'nde başlangıçta realiteyle olan bağın yitirilmesine,
oto-kontrolün kalkmasına dair bir korku vardır. Ama bir süre sonra
realite ile olan bağ yitirilir, oto-kontrol da büyük ölçüde kalkar.
FBH'nde objektif (nesnel) realite kendini subjektif (öznel) realiteye bırakır.
Hemen hemen tüm FBH'nde (hipnoz başta olmak üzere) insanın telkine
olan yönelimi ve zayıflığı artar (hypersuggestibility). FBH'nde
insanlara istenen her türlü telkini vermek, beyin yıkamak, ideoloji değiştirmek,
dünya görüşünü baştan şekillemek mümkündür. Bu nedenle, pek çok
istihbarat örgütü FBH'nin mekanizmalarını ve yöntemlerini yıllardır
araştırmaktadır ve gelinen nokta meçhuldur. Duygusal ifadenin değişmesi: FBH'nde bilincin kontrolü ve
inhibisyonlar ortadan kalktığı için emosyonel (duygulanımla ilgili)
ifadenin ifade tarzında da bariz değişimler gelişir. Ani ve
beklenmeyen, içten gelen, daha ilkel ve şiddetli duygulanımlar, bilinçli
durumdaki uyanık şuurun kontrollü ve filtrelenmiş duygulanımlarının,
akıl yürütmesinin yerini alır. Emosyanel ekstremler, orgiastik,
ekstatik duygulanımlar tüm hatlarıyla yaşanabilir; dokunma, 5 duyu ile
ilgili tüm algılar ve duygulanımlar, bunların zihin tarafından yorumu
çok değişiktir. FBH'nin çoğu (eroin, alkol haricinde) afrodizyak
etkiye sahiptir ve bazı bilinç hallerinde, cinsel hazzın, orgazmın şiddeti
ve süresi normal boyutları çok aşar. Vücut imajının değişmesi: Başta halüsinojenler olmak üzere
tüm FBH'nde insanın kendi vücuduna ait algıladığı imaj çok değişir.
Vücudun kavranması, hissedilmesi distorsiyona uğrayabileceği gibi, vücut
dış dünyanın bir parçası imiş gibi de algılanabilir. "Evrenle
bütünleşme, kozmik bilinci kavrama, evrenle tek vücut olma, bilincin
genişlemesi, yeni boyutları kavraması, uzay-zamanı aşması" gibi
ifadelere, LSD, MDMA, MDA, duyusal yoksunluk, mistik trans, Yoga,
"alt kültürel beyin yıkama" gibi yöntemlerle girilen tüm
FBH'nde rastlanabilir. Anlam ve önem kavramının değişmesi: FBH'nde toplumun bize öğrettiği,
şartlandığımız, programlandığımız tüm kavramlar, değerler ve önyargılar
değerini yitirebilir, bir kenara atılabilir, yerlerine yenisi oluşabilir.
FBH bir çeşit "programdan arındırma" (deprograminnig) ve
"yeniden programlama" (reprogromming)dır. Özelikle halüsinojenlerin
ve hipnozun etkisinde minik ayrıntılar, önemsizmiş gibi görülen
detaylar ön plana çıkıp, anlam değiştirebilir. Önemli olan
nesnelerin, fikirlerin, amaçların önemi yitebilir; yeni anlamlar, önemler,
değerler, kavramlar ön plana çıkabilir. Bu nedenle FBH beyin yıkamak
için çok idealdir. Ama bu beyin yıkama kişinin bir ideolojinin,
otoritenin veya gücün kontrolü altına girmesi biçiminde olabileceği
gibi toplumsal kurallara, otoriteye, sisteme başkaldırış biçiminde de
gelişebilir. Özellikle kişilerin, bir otoritenin etkisinde kalmadan bağımsız
yaşadıkları FBH'nde (kendi kendine halüsinojen kullanma, oto-hipnoz
yapma, Yoga ve meditasyon yapma) toplumsal değerlere, toplumun koşullamalarına
karşı tepkiler ve bir "programlanmadan arınma"
(deprogramming) gelişebilir. Benzer deneyimi yaşamayanlara, deneyimi anlatmakta duyulan güçlük:
Hemen tüm FBH'nde ifade edilen bir başka özellik ise yaşanan subjektif
deneyimin ifadesinin güç olduğu, ancak yaşayarak kavranabileceğidir.
Bu nedenle FBH'ni bilimin araştırma konusu yapmak çok zordur. Farklı Bilinç Halleri neden önemli Farklı Bilinç Halleri (FBH), insanları günlük hayatta yaşadıkları
bilinçten çok farklı bir noktaya götürür. Düşünce, bellek, irade,
telkine yatkınlık, gerçeği algılama, 5 duyu, duygulanım gibi pek çok
beyin fonksiyonu alışılmamış, anlaşılmamış, mekanizması açıklanmamış
bir biçimde dramatik olarak değişir. FBH insan bilincindeki "ayın
görünmeyen yüzüdür" ve çok geniş bir spektrumu kapsar. FBH
konusunda 1950'lerde başlayan bilimsel çalışmalar, 1970'lerin ortasından
sonra duraklamıştır. Bugün 25 yıl önceye oranla çok daha fazla tıbbi
imkana, tekniğe ve araştırma gücüne sahibiz, ama araştırmaların
bir kısmı gayri demokratik bir biçimde yasaklanmış veya gizli
dosyaların tozlu sayfalarına girmiştir. İnsan beyninin sınırlarının,
yeteneklerinin bilinmesi çok önemli ve çok tehlikeli bir konudur. 21. yüzyıl,
bir "bilinç ve beyin" çağı olacak, en büyük keşifler
insan beyni-bilinci konusunda yapılacaktır. Nörobilim halen sadece
okyanustaki bir su damlasını bilmektedir. FBH'nin araştırılması,
insan beynine karşı geliştirilebilecek komplolara karşı insanları
aydınlatıp bilgilendireceği kadar, bu konudaki keşifler insana yeni
boyutlar, yeni yetenekler kazandırabilir. Örneğin öğrenme yeteneğini,
belleğini, irdeleme yeteneğini, duygulanımı, yaratıcılığını güçlendirebilir
ve her şeyden önemlisi o beynin kendi kendisiyle daha barışık ve
mutlu olmasını sağlayabilir. 20. yüzyıl kültürü, sanatı, edebiyatı,
savaşları, bilimi, teknolojisi, felsefesi ile bir bunalım, depresyon ve
psikoz çağı olmuştur; 21. yüzyıl ise bir aydınlanma, yeniden
kendini buluş, bağımsızlaşma ve yeni olanaklara kavuşma çağı
olmalıdır. Bu nedenle FBH'nin sistemli, bilinçli, bilimsel, tüm insanlığa
açık (yayınlayarak, gizlenmeden) araştırılması bir zorunluluktur.
Çünkü bilinci ve insan beyinini tanımak istiyorsak, onun tüm
limitlerini, karanlık yönlerini aydınlatmamız gerekir. Dr. Ümit Sayın
|
||
|
GERİ ANASAYFA |