|
|
|
|
ERKEN
DOĞUM....
·
Neler erken doğuma neden olur?
·
APGAR...Yenidoğan'ın karnesi...
·
Erken doğan bebeği ne gibi sıkıntılar bekler?
·
Erken doğum önlenebilir mi?
·
Yalancı doğuma yalancı tedavi....
·
Can'ın Anne bedeni dışında
yaşamaya hazır olmadan doğmasıdır. Sistemleri tam olarak işlev görecek
hale gelmemiştir. Can Anne karnında tüm sistemlerini dışarıya hazırlar.
Akciğerleri, sindirim sistemi, kasları, kemikleri dış dünyaya hazırlanır,
olgunlaşır. Ama her zaman beynine öncelik tanır. Bu olgunlaşma ve doğum
birbiri ile yakından ilişkilidir. Bu ilişki erken doğumu engelleyen en
önemli güvencedir. Ama bazen işler ters gider. Can erken doğar. Yaşam
yolculuğunu erken terkeder. Ölüme yolculuğa çok hazırlıksız
yakalanır.
Ne zaman erken doğum?
Genelde 37. Hafta
tamamlanmadan olan doğumlar erken kabul edilir. Doğum ne kadar erken
olursa o kadar gelişmemiş bir Can doğacaktır. Halk arasında yanlış
olarak 7 aylık doğumun 8 aylıkdan daha fazla yaşama şansına sahip
olduğu inancı vardır. Anne karnında geçirilecek her gün Can'ın yaşam
şansını arttırır. Özellikle 34. haftadan önce doğan bebekler
sorunlu olacaktır. Çünkü Can'ın akciğerlerinin gelişmesi genellikle
34. haftada tamamlanır. Akciğeri gelişmemiş bir Can doğduğunda soluk
alma güçlüğü çeker. Ancak yüksek basınçlı oksijen çadırında
nefes alabilir. Bu nedenlerle erken doğan bebeklerin kaç haftalık olduğunun
bilinmesi gerekir. Ama son adet tarihinin tam olarak bilinmediği hallerde
bebeğin ağırlığı önem kazanır. 2500 gramın altı düşük doğum
ağırlığı kabul edilir.1500 gramın altı ise çok düşük doğum ağırlığıdır.
Genelde bebeklerin yüzde 10'u erken doğar. Bebek ölümlerinin yüzde
75'inin nedeni erken doğumlardır. Düşük ağırlıklı bir bebeğin
ilk yılında kaybedilme riski normal ağırlıkla doğmuş bir bebeğe göre
200 kat fazladır. Ayrıca bunların sinir sistemlerinde ağır hasarlar
ve sakatlıklar gelişme riski de 10 kat daha fazladır. Bunlarda göz ve
akciğer sorunları gibi ek bir çok hasar gelişir. Çok düşük ağırlıklı
bebeklerin %60'ında sinirsel özür kalır.
Neler
erken doğuma neden olur?
Birçok nedensel bilgi
ancak istatistiksel analizle elde edilir. Istatistik ise hiç bir zaman
hastalık nedenini yüzde yüz göstermez. Sadece bir ilişki olabileceğini
gösterir. Binlerce Anne incelenir. Bunlardan erken doğum yapan Anne'lerın
özellikleri ile zamanında doğum yapanların özellikleri karşılaştırılır.
Eğer erken doğum yapanlarda farklı bir özellik varsa bu etken erken doğum
etkeni olarak kabul edilir. Tabi ki bu ilişkinin mantıklı bir açıklaması
olması gerekir. Bu tip araştırmaya epidemiyolojik araştırma denir.
Oysa bilimsel çalışma doğrudan olay üzerinde çalışmadır. Yani bir
etkeni bir hamileye uygularsınız, eğer o etken erken doğuma yol açıyorsa
o zaman kesin olarak erken doğum etkeni kabul edilir. Doğaldır ki bu
tip bir çalışma insan üzerinde yapılamaz. Ancak hayvan deneyleri ile
bazı olaylar araştırılabilir.
Epidemiyolojik çalışmalara göre erken doğum çok genç ve çok yaşlı
annelerde daha sıktır. Daha önce erken doğum yapan Anne'nın tekrar
erken doğum yapma riski daha fazladır. Böbrek hastalıkları, uterus
myomları, uterus ile ilgili yapısal bozukluklar erken doğum nedeni
olabilir.
Eğer Anne'nın kendisi, kendi doğum öncesi döneminde gelişme geriliğine
maruz kalmışsa erken doğum yapma riski fazladır. Uterusun aşırı
gerilmesi de erken doğum sancılarını başlatabilir. Ikiz hamilelikler,
Amnion sıvısının fazla olduğu haller bu duruma örnektir.
Erken doğumların yüzde otuzundaki etken ise enfeksiyon, yani mikroplardır.
Mikroplar bazı zehirli maddeler salgılar. Bu zehir bedenin savunma
mekanizmalarını harekete geçirir. Savunma hücreleri enfeksiyon bölgesine
hücum ederek vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirmek için
birçok madde salgılar. Bu maddelerin etkilerinden biri prostaglandinler
(PG) salgılatmaktır. PG ler uterus kasını kasar, serviksi yumuşatırlar.
Böylece tedavi zamanında yapılmadığında enfeksiyon erken doğum
riskini arttırır.
Beslenmenin etkisi...
Bir Anne ne kadar kötü
beslenir, ne kadar kötü sağlık koşulları altında yaşarsa vücudunun
mikroplar tarafından işgali o kadar kolaydır. Kansızlık, yüksek
tansiyon, yetersiz beslenme, yetersiz izlem enfeksiyon riskini arttırır.
Bu nedenle toplum olarak hamilelerin bakım koşullarını düzeltmemiz
gerekir. Gelecek kuşakları düşünüyorsak tabi ki. Anne yaşamında
stresse yol açan birçok etken erken doğumu davet eder. Hamilelikte ev
değiştirmek bile erken doğuma yol açabilir. Stres sonucu ortaya çıkan
hormon ve kimyasal maddeler östrojen salınımını arttırır. Östrojen
ise uterus kasının kasılmasını arttıran bir hormondur.
Gelişme geriliği olan bebeklerde erken doğabilir. Bu bebekler, normal
gelişme gösteren erken doğan bebeklerden daha hafif ağırlıktadır.
Ama tersine bu bebeklerin yaşama şansları çok daha fazladır. Çünkü
bunlar içerde zaten sıkıntı çekmişlerdir. Oksijensizliğe karşı
bir çok önlem almışlar, kıt kaynaklarla yaşamayı öğrenmişlerdir.
Stres altında kaldıkları için daha fazla kortizol hormonu üretmişlerdir.
Bu hormon ise akciğerlerini zamanından önce olgunlaştırır.
Sigara
tek başına önemli bir etkendir. Daha önceden erken doğum yapanlarda
tekrarlama şansı 3 kat daha fazladır.
Ağır
böbrek hastalıkları, uterusun iyi gelişemediği durumlar ve rahim ağzı
gevşeklikleri erken doğum sancılarının başlamasına neden olurlar.
Ikiz
hamilelikler, suyun aşırı olması, Cana ait bazı sakatlıklar erken
eyleme yol açabilir
APGAR...Yenidoğan'ın
karnesi...
Bu alandaki sağlık
personelinin tümünün bildiği bu kavram, 1950'lerde Dr. Apgar'ın geliştirdiği
yeni doğan bebeği değerlendirmeye yarayan bir puanlama sisteminin adıdır.
Bugün için hala önemini korumaktadır. Bebeğin beş özelliği değerlendirilerek
10 puan üzerinden not verilir. Bunlar, kalp atım hızı, görünümü, yüz
hareketleri, el ve bacak hareketleri ve solunumdur. Her özellik için
0,1, ya da 2 puan verilir. Beyin sağlam ise kalp ve solunumu kontrol altına
alır. Yine yüz ve kol-bacak kaslarını hareket ettirir. Sağlıklı bir
bebek doğduktan 1 dakika sonra 7 ile 10 arasında puan alır. Puan 7 nin
altında ise bebeğe oksijen verilir. Bu arada bebek hafifçe kurulanır
ve bir ısıtıcının altına konur. Çünkü yeterli soluk alabilmesi için
kuru olması ve ısısını koruması gerekmektedir.
Eğer puan 3'ün altında ise acil önlemler gerekir. Bebek kendi başına
soluk alamaz. Hala plasentasını arar. Bu nedenle ona plasentanın sağladığı
oksijeni yapay yolla vermek gerekir. Bunun için ya soluk borusuna hortum
yerleştirilip akciğerlere doğrudan oksijen verilir. Ya da ağız-burun
maskesi ile yüksek basınçlı oksijen verilir. Bebek kendi başına
soluk alıp verene kadar bu destek sürdürülür. Ancak bebeğe aşırı
oksijen vermek doğru değildir. Bebek düşük oksijende yaşamaya alışıktır.
Fazla oksijen gözlerine ve akciğerlerine zarar verebilir. Bu nedenle çok
iyi denge sağlanması gerekir.
Erken doğan bebeğin geleceği ilk dakikalarda karşılaştığı ortamla
yakından ilgilidir. Tabi organları ne kadar olgunsa yaşam şansı o
kadar fazladır. Ne yapacağını bilen bir ekip ve yeterli teknolojik
donanım bu bebeklerin şansıdır.
Erken
doğan bebeği ne gibi sıkıntılar bekler?
- Beyin kanamasına bağlı
beyin hasarı riski fazladır.
- Sindirim sistemi yeterli olgunlukta olmadığından özel beslenme
ister.
- Böbreklerin yetersizliği nedeniyle sıvı ve elektrolit dengesi
bozulur.
- Isı ayarlayan merkezlerin yetersizliği nedeniyle aşırı ısı
kaybeder ve ısı dengesini sağlayamaz.
- Plasenta aracılığıyla Anne'den gelen glukoz ve kalsiyumdan yoksun
kalır.
-Kan hücrelerinin yıkılması ile ortaya çıkan bilirübin denen sarı
madde karaciğer tarafından etkisiz hale getirilir. Ama karaciğer
yeterli gelişmediğinden bu işi başaramaz ve sarılık oluşur.
-Enfeksiyonlara karşı yeterli direnç ve savaşım veremez.
Tüm bu yetersizlikler bebeğin geleceğini olumsuz etkileyecektir. Örneğin
biriken bilirübin beyinde çöker ve kalıcı hasarlara yol açar. Bebeğin
beyin ve zeka gelişimi geri kalır. 1000 gramın altında doğan
bebeklerin %75'inde beyin kanaması görülür. Neyse ki yenidoğan beyni
çoğu kez bu tip harabiyetlerden fazla kalıcı zarar görmez. Ileriye yönelik
önemli bir iz kalmaz.
Iyi bakım sağlıklı
gelecek demektir...
Erken doğan bebeklerin bakımı
çok özen gerektirir. Tüm ekibin ve ekipmanın yeterli düzeyde olması
gerekir. Çalışan sağlık personeli yüksek düzeyde eğitimli olmalıdır.
Günün 24 saati aynı düzeyde bakım sağlanmalıdır. Tam donanımlı
bir yenidoğan bakım ünitesi uzay merkezini anımsatır. Her yerde monitörler,
bip bip sesleri, sessiz ama yoğun bir koşuşturmaca, yanan sönen ışıklar.
Hepsi yenidoğana Anne karnındaki ortamı hatırlatmak için gösterilen
çabalardır. Cağdaş yenidoğan uniteleri Anne karnındaki çevreyi
taklit etmeye çalışır. Ancak hangi bebekler yaşar, hangisinde hasar
kalır, hangisi sorunsuz gelişir? Bunları önceden kestirecek testler
henüz mevcut değildir. Özürlü kalan bebekler hem aile hem de toplum için
yük olacaktır. Çok yoğun bakım isteyen bebeklerde özürlü kalma
oranı yüksektir. Beyin hasarı ömür boyu süren ve ileri yaşlarda
daha da belirginleşen bir sorundur. Erken dönemde beyini geliştirici özel
çalışmalara başlanması gerekir.Gelişme döneminde beyne yaptırılacak
egzersizler oluşacak kalıcı hasarları azaltabilir. Çevresinde böyle
insanlar bulunanlar durumun hassasiyetini daha iyi anlarlar. Ömür boyu
Anne babasına bağımlı bir insan vardır karşınızda. Bakımı hem
maddi hem de manevi açıdan ağır bir yüktür. Bu kişilerin topluma
verebilecekleri çok azdır. Sürekli toplumdan alır. Tüm bu nedenlerle
doğum hekimliğinin en önemli görevlerinden biri erken doğumları olduğunca
azaltmakdır.
Erken doğum sadece aileye değil topluma da büyük yük getirir.
Toplumsal kaynaklarımız zaten sınırlı. Bu kaynakların erken doğan
bebeklerin bakımı için değil, sağlıklı doğan bebeklerin daha iyi
yetişmesi için ayrılması gerekir. <
Erken
doğum önlenebilir mi?
En tartışmalı konulardan
biridir. Birçok ilaç erken doğum sancılarını durdurabilir. Ama bu
ilaçların erken doğan bebek sayısını azaltmada pek katkısı
olmamaktadır. Risk gruplarını saptayarak bu kişilerin çok yakından
izlenmesi, vajinal kültürlerle mikrop taraması erken doğum riskini
azaltabilir. Ayrıca rahim gevşekliği olanlara dikiş atılması ve
yatak istirahati yararlı uygulamalardır. Bu konuda Anne'nın iyi eğitimi
ve erken doğum belirtilerini erken tanıyarak zamanında hekime başvurması
önemlidir.
Erken doğumu erken
farketmek...
Erken doğum tanınabilir
mi? Ya da tanındığında önlem alınabilir mi? Bu da ayrı bir
sorundur. Genellikle bazı belirtilerin erken doğum habercisi olduğu
ancak olay iyice ilerledikten sonra anlaşılabilir. Bu durumda da çok geç
kalınmış olacaktır. O halde erken doğum habercisi olabilecek
belirtilerin gözlendiği her duruma erken doğum başlıyormuş gibi
yaklaşmak gerekir. Fetal Monitör denen cihazla uterus kasılmalarının
karın üzerinden ölçülmesi ayırıcı tanıda oldukça yardımcıdır.
Ancak ultrasona göre çok ucuz ve yararlı olan bu cihaz ülkemizde
ultrason kadar yaygınlaşmamıştır.
Düzenli ve ağrılı kasılmaları olan kadınların yarısında doğum
eylemi başlamaz, yani herhangi bir tedavi yapılmasa da doğum ilerlemez
ve durur. Bu nedenle de bir ilacın ya da tedavinin etkinliğinin değerlendirmesi
güçtür.
Yalancı
doğuma yalancı tedavi....
Eğer gerçekten ciddi bir
durum varsa Anne'nın hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekir.
Teadviye ilaçlar serum içine katılarak başlanır ve şayet ağrılar
geçerse ağızdan haplarla devam edilir. Ülkemizde ve yurt dışında en
çok kullanılan ilaç Pre-par ismiyle bilinen bir ilaçtır. Ciddi
durumlarda bu ilaç ağızdan 2 saatde bir verildiğinde ancak etkili
olur. Çarpıntı gibi bazı ağır yan etkileri olan bu ilaç birçok kadın
doğum hekimi tarafından yanlış kullanılmaktadır. Günde 3 sefer yarımşar
tablet verilir. Bu kullanımın hiçbir yararı yoktur. Sadece hekimi ve
hastayı psikolojik olarak rahatlatır.
Son yıllarda bir kalp ilacı olan nifedipinin 24 saat etkili biçimleri
erken doğumu engellemek için kullanılmakta ve başarı sağlanmaktadır.
Erken eylemi durdurmaya çalışmanın en önemli yararı Can'ın akciğerlerini
olgunlaştıracak zamanı kazanabilmektir. Eğer doğum 48 saat
geciktirilir ve bu arada Can'ın akciğerlerini geliştirmede yararlı
olacak ilaçlar kullanılırsa, tedavi amacına ulaşmıştır. Erken
eylem tedavisinin ikinci önemli yararı Can'ı yaşatabilecek özellikleri
ve donanımları olan hastanelere zamanında yetiştirilmesidir.
Hazırlayan;
Op. Dr. Bülent URAN
Kadın
Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
|