|
FARENİN
DNA ŞİFRELERİ ÇÖZÜLDÜ
Bilim adamları farenin gen kodlarının deşifre edildiğini,
bunun insan biyolojisine ışık tutacağını açıkladı.
Celera Genomics şirketinden Mark Adams, farenin genetik kodlarının
insanla yaklaşık aynı uzunlukta (3 milyar civarında) olduğunu
söyledi. Bilim adamları farenin genetik kodlarının çözümünü
birçok nedenden istiyorlar. Bu nedenlerden birisi, insanın
genetik kodlarıyla karşılaştırma amacını taşıyor. Bu
noktada benzerlik ve farklılıklardan insanın DNA‘sı hakkında
daha fazla bilgi edinmeyi umuyorlar. Adams, çalışmanın,
bilim adamlarının iki ayrı türün (fare ve insan)
biyolojisindeki farkları anlamasına yardımcı olacağını söyledi.
Böylece, örneğin kanserle mücadelede kanserin farelerde niçin
farklı geliştiğinden yola çıkılarak insanlar için yeni
tedavi yöntemlerinin sağlanabilmesi umuluyor.
UYKU GENİ
Sabahın
erken saatlerinde uyanıyor ve gün batarken uyuklamaya mı başlıyorsunuz?
Gece kuşlarının sizinle alay etmesine izin vermeyin, çünkü
bu durumun sorumlusu büyük olasılıkla genetik bir temelden
kaynaklanıyor.
Utah Üniversitesi’nden
bir grup araştırmacının çalışmaları sonucunda keşfedilen
uyku geni, biyolojik saatimizin işleyişini aydınlatıyor. Çalışma
için sabah 4’te kalkan ve akşam 7.30’da yatağa giden bir
ailenin bireylerini inceleyen uzmanlar, söz konusu davranışı
“Familial Advanced Sleep PhaseSyndrome” (FASPS), yani
“ailevi uzun süre uyuma sendromu” olarak adlandırıyor. Tüm
aile bireylerini etkileyen ve fazla uykuya sebep olan bu
sendrom, aslında 2q kromozomunun ucunda bulunan basit bir genin
mutasyonundan kaynaklanıyor. Bu mutasyon daha önce fareler,
meyve sinekleri ve başka hayvan türlerinde tespit edilmişti,
ancak insanlarda aynı genetik değişim ilk kez belirlenmiş
oldu
SAATİ
KURMAK
Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nden nöroloji ve genetik
bilimler uzmanı Louis Ptacek, bu kimselerin biyolojik
saatlerinin son derece ağır işlediğini kaydederek,
saatlerini yeniden kurabilmek için en az bir saat uyumaları
gerekiyor. Araştırmacılar, buluşun uyku bozukluklarının
anlaşılmasına ve jet-lag gibi problemlerin çözümlenmesine
yardımcı olmasını umuyor.
Keşfedilen gen, daha önce
farelerde keşfedilen uyku genine karşılık geliyor, yani
uyuma ve uyanma düzenini ayarlayarak gündelik yaşam ritmini
belirliyor. Mutasyona uğrayan genin işleyişi açığa çıkarıldığında,
uyku bozukluklarını tedavi edebilecek ilaçlar üretilmesi, ya
da bu etkilerin bloke edilmesi amaçlanıyor
Maymun ANDY KANSERE KARŞI
Amerikalı
bilim adamları, Alzheimer’dan kansere birçok hastalığın
tedavisi için önemli bir aşama kabul edilen bir buluş
yaparak, ilk defa genleriyle oynanmış bir maymunu dünyaya
getirdiler. Andi adı verilen alyanaklı şebek türü maymunun
hastalıklarla savaşa büyük katkılarda bulunacağı tahmin
ediliyor.
Oregon Sağlık Bilimleri
Enstitüsü Araştırma Merkezi’nden Gerald Schatten ve
meslektaşları, genetik mühendislik harikası olan maymunun,
diğer maymunlardan bir farkı olmadığı açıklandı.
“Science” dergisinde çıkan habere göre, fareden koyuna
birçok hayvan genetik olarak üretildi, ancak bu yöntem ilk
defa maymunlarda deneniyor. Şu ana dek insanı da içeren
memeliler sınıfı primatlara yeni bir gen eklenmemişti. 2000
yılında ilk defa bir maymunu da kopyalayan Schatten, bunun önemli
bir adım olduğunu belirtti.
Bir denizanasından alınan
GFP adlı, parlak yeşil ışık yayan bir protein geni taşıyan
Andi’nin, bu gene rağmen yeşil renkte olmadığı
bildirildi. Schatten’ın ekibi, 224 maymun yumurtasına GFP
genini aktardılar. Bunun için yumurtaya spermin enjekte edildiği
bir dölleme tekniği kullanıldı. Bunlardan yalnızca 40
embriyo ve 5 hamilelik gelişirken, sonuçta 3 maymun canlı
olarak dünyaya geldi. Yaşayan maymunlardan da yalnızca biri
olan Andi bu geni taşırken, ölen ikiz maymunlarda da aynı
genin olduğu görüldü. Bilim adamları, insanlarda hastalıklara
neden olan genlerle maymunlar üzerinde çalışmayı düşünüyor.
Farelerde genetik mühendisliğin yapılabildiği, ama insanlar
için bunun yeterli bir model olmadığını hatırlatan
Schatten, örneğin Alzheimer’lı bir fare için çok yararlı
aşıların var olduğunu, ancak insanlar için bunları en iyi
hale getirmeye çalıştıklarını açıkladı. Schatten, dünyanın,
fare ile insan arasındaki boşlukta köprü vazifesi görecek
özel üretilmiş maymunlara hazır olmasını söyledi.
Cilt
kanserinin yayılmasını haber veren gen saptandı
Melanoma hücreleri alınan hastalardan hangilerinin daha fazla
izlenmesi gerektiği önceden bilinebilecek
Melastatin
gen aktivitesinin, hastada kanser tümörlerinin yayılmayacağına
işaret ettiği açıklandı. Melastatin gen testiyle, doktorların
hastalığın yayılmasını kontrol edebilecekleri belirtiliyor.
Bilim
adamları, cilt kanserinin yayılıp yayılmayacağını önceden
haber veren bir gen saptadılar. Yeni buluş sayesinde, melanoma
hücreleri alınan hastalardan hangilerinin daha fazla izlenmesi
gerektiğinin önceden bilinebileceği belirtildi. Millenium ilaç
firması bilim adamları tarafından Massacchusetts hastanesinde
yapılan ve sonuçları Journal Clinical Onkology adlı bilimsel
dergide yayımlanan araştırmada, melanomanın yayılmadığı
150 hastanın durumları incelendi. Cilt kanseri tümörlerinde
tek olarak saptanan melastatin genin, kanser tümörleri içinde
aktif olduğu ve bu genin aktif bulunduğu cilt kanseri hastalarında
melanomadan kurtulma şansının yüksek bulunduğu kaydedildi.
Melastatin gen aktivitesinin, hastada kanser tümörlerinin yayılmayacağına
işaret ettiği açıklandı.
AŞI DENENECEK
Birinci dönem (erken dönem)
melanoma hastalarının yarısından fazlasının, 8 yıl kanser
tekrarlamadan yaşadığı belirlendi. Hastalardan 25’inde ise
melastatin gen aktivitesinin bulunmadığı ve bu hastaların 8
yıl hastalık tekrarlamadan yaşama şanslarının yüzde 77
olduğu gözlendi. İkinci dönem (ileri dönem) melanoma
hastalarından henüz hastalığı yayılmamış olanlarda,
melastatin geninin aktivitesi nedeniyle 8 yıl hastalık
tekrarlamadan yaşama şansının yüzde 90 olduğu belirlendi.
Bu dönem melanoma hastalarında melastatin gen aktivitesi
saptanmayanlar arasında ise 8 yıl hastalık tekrarlamadan yaşama
şansının yüzde 51 olduğu görüldü.
Günümüzde doktorlar,
cilt kanseri tümörlerinin kalınlığına bakarak, hastalığın
yayılıp yayılmadığını anlamaya çalışıyorlar.
Melastatin gen testinin, bu yönteme alternatif olabileceği
belirtildi. Dr. Lyn Duncan, gen testiyle, doktorların hangi
hastaya tekrar biyopsi yapılacağını ve hastalığın yayılmasını
kontrol edebileceklerini açıkladı. Melanomanın yayıldığı
hastalar için henüz bir kür bulunmadığına, bu hastaların
en çok 6 ay yaşayabildiğine işaret eden araştırmacılar,
melanoma aşısı için çalışmaların sürdüğünü açıkladılar.
Melanoma aşısının, önce melastatin geninin aktif olduğu
hastalarda denenebileceği belirtildi.
Melanomanın tüm cilt
kanseri vakalarının yüzde 4’ünü oluşturduğu, cilt
kanserinden ölümlerin yüzde 79’unun melanomadan kaynaklandığı
bildirildi. Cilt kanserinden korunmak için, güneş ışınlarının
etkisinde kalınmaması salık veriliyor.
Genleri
açma-kapama düğmesi, çip yardımıyla bulunacak
Gelişmenin, insan genetik haritasına ışık tutması
bekleniyor.
Yeni bir gen çipi,
genlerin ‘açma-kapama düğmesi’ olarak tabir edilen
mekanizmalarının nasıl çalıştığını aydınlatabilir.
İnsan
genetik haritasını çıkarma çalışmalarında ilk etabı
tamamlayan bilim adamları, genleri belirlemiş, ancak hangi
genin nerede olduğunu belirlemenin onlarca yıllık bir çalışmayla
mükün olabileceğini açıklamışlardı. Bir sonraki aşamada
ise bu genlerin işleyişini kontrol eden mekanizmaların aydınlatılması
geliyor.
Boston’da Whitehead
Enstitüsü’nden Richard Young ve ekibi, bu zor engeli aşabilecek
yeni bir çip geliştirdiklerini bildirdi. Sonuçlardan son
derece heyecanlı olduklarını söyleyen araştırmacılar,
yarattıkları teknik ile hücrelerin kontrol mekanizmasını açıklayacak
bir “kullanım kılavuzu” yaratılabileceğini belirtiyor.
Resmi adı ‘microarray’
(mikro dizilim) olan gen çipi, DNA’nın hücrelere verdiği
emirleri anlamak için kullanılacak. Tekniğin parçaları
biraraya getirebileceğini ifade eden Young, bu parçalara etki
eden kontrolleri de belirleyebilecek.
Söz konusu kontrol
mekanizmaları belirlendiğinde özellikle kanser hastalığı
üzerinde çok daha fazla bilgi edinmek mümkün olacak. Hücrelerin
kontrol dışı bölünmesi ile meydana gelen kanserin,
DNA’daki bir hatadan kaynaklanıyor olabileceği sanılıyor.
Genlerin açma-kapama düğmeleri
görevini gören bu mekanizmaya, pek çok kanser türünde çok
etkin bir rolü bulunan p53 geni de dahil. Bilim adamları bu düğmelerin
yaklaşık 600 tanesini belirledi; ancak şimdi hangi düğmenin
hangi geni kontrol ettiği araştırılıyor. Whitehead Enstitüsü’nün
çalışması bu aşamada değer kazanıyor. Elde edilen dizilim
sayesinde bütün bu çalışma bir anda yapılabilir.
Genetik mutasyon ömrü uzatıyor
Meyve
sinekleri üzerinde yapılan araştırmalar, yaşam süresini
uzatacak ilaçların üretimine imkan verebilir.
15 Aralık— Araştırmacılar,
meyve sineklerinde “Henüz ölmedim” diye adlandırdıkları
bir genin mutasyonunun, ömrü iki katına çıkardığını
belirledi. Buluş, yaşam süresini uzatmaya, hatta kilo
verdirmeye yönelik tedavilerin geliştirilmesine yardımcı
olabilir.
Connecticut
Üniversitesi Sağlık Merkezi uzmanları, meyve sinekleri üzerinde
yaptıkları genetik çalışmalardan çarpıcı sonuçlar elde
etti. Belirli bir genin yapısıyla oynayan ve geni tek
kromozomlu forma dönüştüren bilim adamları, ortalama yaşam
süresi 37 gün olan meyve sineklerinin ömrünü 70 güne kadar
çıkardı. Bazı sineklerin 110 güne kadar yaşayabildiği görüldü.
Araştırma ekibinin başkanı
Dr. Stephen L. Helfand, aynı genin insanda da bulunduğunu söyleyerek,
çalışmanın ilerde yaşam süresini uzatacak tedavilerin yapılmasına
olanak verebileceğini belirtti. Bu durumda ortalama insan ömrü
150 yıla kadar çıkabilecek.
Gen mutasyonu, hücre bazında
kalori tüketimini azaltarak, diğer bir deyişle hücrelere
diyet uygulayarak yaşamı uzatıyor. Helfand, buradan yola çıkarak,
gelecekte yaşam süresini uzatırken kilo kontrolünü de sağlayan
ilaç üretilebileceğini belirtiyor.
Helfand ve ekibinin çalışmasının
en önemli noktalarından birisi de, sadece yaşam süresinin
uzamakla kalmayıp, aynı zamanda yaşam kalitesinin de artması
olarak göze çarpıyor. Yani yaşam süresinin uzaması, boş
bir temel üzerinde gerçekleşmiş değil: aktif yetişkinlikl
hayatı da uzuyor ve yaşlanma süreci geciktiriliyor. Daha önce
yapılan benzer çalışmalarda ömrü uzatılan hayvanların
canlılık ve enerjilerinden kaybederek bu bedeli ödediklerini
hatırlatan Helfand, bu araştırmada ise daha uzun ve daha
verimli bir yaşam süren sineklerin, yaşamlarının ileri
seviyelerinde bile hala zindeliklerini koruduğunu belirtiyor.
Çalışmada, dişi
sineklerin ileri yaşta da üremeye devam ettikleri belirlendi.
Normal bir yaşam süresinde ortalama 1,300 yumurta bırakan
sinekler, ömrüleri uzadığında 2,000 yumurta bırakmaya başladı.
Bilim adamları şimdi
metabolizmayı aynı şekilde çalıştıracak bir ilaç üretmenin
yollarını araştırıyor. İlaç oluşturulduktan sonra önce
hayvanlar üzerinde test edilecek
Kimlik
kartından sonra ‘kişilik kartı’
Nobel
Tıp Ödülü sahibi İsveçli Arvid Carlsson’a göre, nüfus
kağıdı ve belki de genetik kimlik kartla birlikte, 10 yıl
sonra herkesin özel bir ‘kişilik’ kartı da olabilecek8
Aralık— Arvid
Carlsson, pazar günü Stokholm’de düzenlenecek Nobel Tıp Ödülü
töreninden önce yapılan geleneksel basın toplantısında,
sofistike görüntüleme teknikleri sayesinde beynin içinin
fotoğrafının çekileceğini; hüzün, mutluluk, kaygı gibi
durumların beyinde bıraktığı izlerinin saptanabileceğini
belirtti
Tıp
dalında bu yıl Eric Kandel ve Paul Greengard ile birlikte
Nobel ödülüne layık görülen İsveçli farmakolog Arvid
Carlsson, Stokholm’deki Karolinska Ensititüsü’nde düzenlenen
basın toplantısında, “Nöroloji dalında - özellikle de
beyindeki yaklaşık 100 milyar hücre arasında mesajları taşıyan
moleküllerin incelenmesi konusunda - kaydedilen gelişmeler
sayesinde farklı kişilik yapılarını belirlemek mümkün
olacak” dedi.
Pazar günü Stokholm’de
düzenlenecek bir törenle ödülünü alacak olan Carlsson, 10
yıl içinde, herkesin beyninin “fotoğrafının çekilebileceğini”,
beynin biyokimyasal profilinden yola çıkılarak farklı kişilikleri
ayırdetmenin mümkün olabileceğini belirtti. Carllson, beynin
içinde olan biteni görebilen sofistike görüntüleme
tekniklerinin bu konuda yardımcı olacağını açıkladı.
Bilim adamı, “Örneğin şizofreni hastası bir insanın
modelini incelemek ve bazı ilaçların kullanımıyla nasıl değiştiğini
görmek mümkün olabilecek” dedi.
Günümüzde beynin;
duygular, öfke, kaygı, depresyon, neşe durumları ile bağlantılı
en az 150 kimyasal sinyali biliniyor. Bunlar arasında dopamin
ve serotonin en çok incelenenler. Psikolojik rahatsızlıklar
ve psikiyatrik hastalıklar bunlara bağlı. Carlsson’a göre
giderek daha çok kimyasal maddenin incelenmesiyle kokain, eroin
ve alkol gibi zararlı maddelere bağımlılığı önlemek/tedavi
etmek için ilaçlar geliştirmek mümkün olacak.
Cinsel yarışta gen silahı bulundu
Bazı
hayvan türlerinin erkek ve dişileri arasındaki gözle görülür
ayrımlar, sürekli gelişen bir evrimin sonucu.
Erkek
meyve sineklerinin sürekli yeni renklere bürünerek dişilerin
ilgisini çekebildiğini, bunun da pigmentasyona ve evrime neden
olduğunu düşünen bilim adamları, gözle görülür bir
evrimle karşı karşıya.
Pek
çok hayvan türünün erkeği ve dişisi arasında gözle görülür
bir ayrım bulunur. Bu ayrım özellikle kuşlar, balıklar ve
bazı böcek türlerinde gözlenebilir; öyle ki iki cins
birbirinden renk ve görünüm bakımından çarpıcı farklılıklar
taşır.
Meyve sineğinin genetik
yapısını inceleyen Wisconsin-Madison ve Washington üniversiteleri
bilim adamları, cinsel farklılıkları yönlendiren genetik
bir yapıyı keşfetti. Bilim dergisi Nature’da yayınlanan
makalede, keşfin son derece önemli olduğu, çünkü hayvanların
üreme sürecini kolaylaştıran bu sistemin neden ve nasıl işlediğini
açıkladığı bildiriliyor. Buluş ayrıca zaman içinde
meydana gelen genetik değişimlerin evrime dönüşümüne de
ışık tutuyor.
Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nde
genetik profesörü olan makalenin yazarı Dr. Sean B. Carroll,
türler arasındaki temel farklılığın DNA’ya bağlı olduğunu
hatırlatarak, söz konusu genetik devrenin sinek türleri arasındaki
temel farklılıkların sebebi olduğunu da açıklıyor.
YENİ BİR EVRİM
Meyve sineklerinde iki
cinsi görsel açıdan ayıran en büyük farklılık vücut
pigmentasyonunda yatıyor. Erkeğin sırtının uç kısmı yoğun
şekilde pigmentliyken, hayvanın dişisinde pigment bulunmuyor.
Bilim adamları bu görünümün oldukça yeni gerçekleştiğini
belirtiyor. Söz konusu farka yol açan gen, erkeklerinde
pigmentasyonun olmadığı, her iki cinsin de birbirine benzer görünüme
sahip olduğu diğer sinek türlerinde de bulunuyor.
Darwin’den bu yana süregelen
bir teoriye göre, hayvanların ‘poatnsiyel partner’ olarak
göze çarpmak için canlı renklere büründüğüne inanılıyor.
Bu renklere bürünme, evrimin itici güçlerinden biri olarak
kabul ediliyor. Bulunan genin de yine cinsel seleksiyon yoluyla
dominant hale geldiği ve bir evrimin gerçekleştiği düşünülüyor.
CİNSELLİK SİLAHI
Sineklerin çiftleşmelerini
inceleyen bilim adamları, canlı ve görülmedik renklere bürünen
erkek sineklerin, çiftleşme yarışında başarıya ulaştığını,
bunun sonucunda da erkek sineklerin sürekli bir yenilik geliştirmeye
mecbur olduğunu gözlemledi. Dahası, pigmentasyon sineklerde
gerçek bir moda niteliği taşıyor - öyle ki yeni bir renk üretemeyen
erkeğin hiç şansı yok. Yani renkler, seks yarışında güçlü
bir silah.
Carroll, bu renk değiştirmenin
evrime ve yeni türlerin doğuşuna olanak verdiğini
savunmakta. Bu evrimin son derece süratli gerçekleşiyor olması
ise, bilim adamlarının incelemelerini kolaylaştıracak önemli
bir adım..
Geleceğin tedavi yöntemi; gen
terapisi
Tek
bir genin zarar görmesinin, hemofili, kansızlık ve
Huntington’s hastalıkları gibi 4 bine yakın hastalığa
neden olduğunu belirten Mayo Clinic uzmanları, gen terapisi yöntemiyle
eksik ya da zarar görmüş genlerin sağlıklı kopyalarıyla
değiştirilerek bu hastalıkların tedavi edilebileceğine ya
da önlenebileceğine dikkat çekiyorlar
Gen
terapisi uygulamalarının üç farklı şekilde gerçekleştirildiğini
belirten Mayo Clinic uzmanlarından Dr. Stephen J. Russell, bu yöntemleri
şöyle sıraladı:
Tek bir genin kusurlu olması
sonucu meydana gelen hastalıklarda zarar görmüş ya da
kusurlu genler yenileriyle değiştirilir. Örneğin, cystic
fibrosis (genetik solunum ve sindirim sistemi bozukluğu) adı
verilen hastalıkta tek bir genin eksik olması ciğerlerde kalın
bir mukoza tabakası oluşmasına neden olur. Eksik gen, sağlıklı
bir kopya ile değiştirildiğinde mukoza problemi ortadan
kalkar.
Farmakolojik gen
terapisinde; hücrelere gen enjekte edilerek vücudun eksik veya
az sayıda ürettiği protein açığı kapatılır. Bu yöntem,
bazı anemi türlerinin tedavisinde yararlıdır.
Kanser tedavisinde kullanılan
hücreleri yoketme metodunda ise, hücrelere uygun genler
enjekte edilerek kanserli hücreleri öldüren veya ilaçlara
karşı duyarlı bir hale getiren protein üretiminin gerçekleşmesi
sağlanır.
GEN TERAPİSİNİN UYGULAMA ALANLARINDAN ÖRNEKLER:
Yumurtalık
Kanseri
Yumurtalık kanserlerinin yüzde 57’si, p53 genlerindeki
kusurlardan kaynaklanmaktadır. p53 genleri, normal çalıştıklarında
hücre gelişimini ve üremeyi kontrol altında tutarak tümör
oluşumunu engelleyici olarak görev yaparlar. İleri derecede
yumurtalık kanseri olan kadınlarda p53 gen terapisi yöntemini
uygulayan uzmanlar, hastaların üçte birinin tümörlerinde yüzde
50 veya daha fazla oranda küçülme gözlemlemişlerdir.
Şeker
Hastalığı
Şeker hastalığı gibi bazı hastalıklar da protein hap
ile alınamadığı takdirde belirli aralıklarla vücuda
enjekte edilmesi gerekir. Oysa gen terapisi yöntemi uygulandığı
takdirde bir hücreye DNA enjekte edilir ve hücrenin protein üretmesi
sağlanarak, hasta gün boyu iğne olmaktan kurtarılır.
Kalp
Krizi
Kalp krizinde ise gen terapisi, atherosiklerozu (damarların
kalınlaşması) önlemek ve yeni atardamarları geliştirmek için
kullanılır.
Prostat kanseri geni ayrıldı!
Kimin prostat kanserine yakalanma riski olduğu saptanacak.
İngiliz
bilimadamları, prostat kanserine neden olan geni diğerlerinden
ayırmayı başardıklarını açıkladı. Bilimadamları, bu
gelişmeyi prostat kanseriyle mücadelede önemli bir adım
olarak işaret ettiler
İngiliz bilim
adamları, ülkede erkeklerde en çok ölüme yol açan ikinci
kanser tipi olan prostat kanserine neden olan geni diğerlerinden
ayırmayı başardıklarını açıkladılar. Bunun prostat
kanseriyle mücadelede önemli bir adım olduğuna işaret
edilirken, söz konusu gelişmenin doktorlara kimin ileriki yıllarda
prostat kanserine yakalanma riski bulunduğunu erken anlama
imkanı sağlayacağı belirtiliyor.
GSTP1 ADLI GEN TÜRÜ
Tümörün tipine göre,
tedaviye nasıl bir yanıt alınacağının anlaşılmasının
da mümkün olacağını belirten bilim çevreleri, GSTP1 adlı
genin bir türünü taşıyan erkeklerin diğerlerine oranla 2
kat daha fazla erken yaşta prostat kanserine yakalanma riski taşıdıklarını
kaydettiler.
Araştırmayı yapan ekibin
başında yer alan Dr. David Dearnaley, “Bu gelişme
doktorlara prostat kanserine yakalanma riski bulunan kişileri
bilme imkanı veren son derece heyecan verici bir gelişme”
dedi.
İstatistikler, prostat
kanserinin İngiltere’de her yıl 19 bin 500 erkeği etkisi
altına aldığına ve bu kişilerin 9 bin 500’ünün hastalık
yüzünden hayatını kaybettiğine dikkati çekiyor. Söz
konusu gelişme, aktrist Judie Dench ile MI5’ın eski şeflerinden
kadın ajan Stella Rimington tarafından dün hizmete açılan
Avrupa’nın ilk Erkek Kanserleri Araştırma Merkezi’nde açılış
sırasında duyuruldu.
Şeker hastalığına genetik tedavi
Kemirgenlerde
başarılı oldu, insanlar üzerinde denenmesi için 7 yıl
beklemek gerekecek.
Nature adlı
bilim dergisinin haberine göre Kanadalı uzmanlar, kemirgenler
üzerinde yaptıkları deneyler sonucunda “tip 1” diye
adlandırılan şeker hastalığı türünü “genetik
tedavi” yöntemiyle yenmeyi başardılar
Kanada’nın
Calgary Üniversitesi araştırmacıları şeker hastalığının
‘tip 1’ adı verilen türünü genetik tedavi ile
durdurdular. Kemirgenler üzerinde yapılan deneylerden alınan
sonuçların şeker hastalığı tedavisinde çok önemli bir başarı
olduğu ve hiçbir yan etkisi bulunmadığı belirtildi.
Vücutta insülin eksikliğine
bağlı olarak ortaya çıkan şeker hastalığının 2 tipi
bulunduğunu kaydeden uzmanlar, “tip 1” olarak adlandırılan
türün gençlerde rastlanan şeker olduğunu, “tip 2” nin
ise genellikle 45 yaşın üzerindeki insanlarda görüldüğünü
belirtiyorlar. Şeker hastalığının “tip 1” olarak adlandırılan
türünü durdurmayı başaran Dr. Yoon başkanlığındaki
uzmanlar, insülinin iki adet molekül zincirinden sadece birini
aldıklarını ve buna, şekeri algılayan karaciğere ait bir
element ve ufak bir albümin molekülü parçasını
eklediklerini söylediler. Bunları insülin üreten gene yerleştiren
uzmanlar, değişime uğrayan bu geni de, ihtiyaç halinde insülin
salgılaması için kobayın karaciğerine koyduklarını
kaydettiler.
Bu buluşla ilgili insan üzerinde
klinik deneyler yapılabilmesi için en az 7 yıl beklenmesi
gerektiğini söyleyen uzmanlar, bu süre zarfında hastalığın
halen günlük insülin iğneleri ya da pankreas nakliyle tedavi
edilmeye devam edileceğini hatırlattılar.
Hasarlı
beyin hücreleri kök hücrelerle onarılacak
İnsan
kök hücreleriyle farelerde beyin hücreleri yenilendi
Kanadalı
bilim adamları, insan kök hücreleriyle farelerde hasarlı
beyin hücrelerini yenilemeyi başardı. Multiple Sklerosis
olarak bilinen ve beyin ile omurilikteki sinir liflerini
etkileyerek sinirlerin normal elektrik iletişimlerinin aksamasına
ve kişide kısmi felçlere, duyu kayıplarına yol açan hastalığın
ileride kök hücreleri ile tedavi edilebileceği açıklandı.
Araştırmalarda, ceninden alınan insan kök hücrelerini
laboratuarda çoğalttıktan sonra kullanan bilim adamları, aşılanan
kök hücrelerin hastalıklı hücrelerin miyelin zarını onardığını
ve farelerde hastalığın yol açtığı titremelerin ortadan
kalktığını gözledi. Bilim adamları, yeni araştırma
sonucunun, Parkinson gibi beyin ile ilgili hastalıkların da
tedavisine ışık tuttuğunu açıkladı. Konuyla ilgili araştırma
raporu, 16 Ekim’de ABD’nin Boston kentinde başlayan
Amerikan Nöroloji Kongresinde açıklandı
Farenin gen haritası neredeyse
tamam
İnsanın
genetik yapısına benzerlik gösterdiği için, farelere dair
elde edilecek tüm bilgiler büyük önem taşıyor.
İnsanın genetik yapısına dair ilk harita taslağını sunan
Celera Genomics Inc., farelerin genetik haritasını tamamlamak
üzere olduğunu açıkladı.
Celera
Genomics bir açıklama yaparak, farenin gen haritasının yüzde
95’inin tamamlandığını ve üç farklı fare türü arasındaki
genetik farklılıkların bir kısmının şimdiden çıkarıldığını
bildirdi.
Farelerin gen haritasının
tamamlanması, insan genetiğinde dev adımların atılmasına
olanak vereceği için büyük önem taşıyor. Laboratuar çalışmalarının
fareler üzerinde sürdürülüyor olması da ayrı bir öneme
sahip.
Farenin gen yapısı hakkında
bilinenlerin insan genetiğindeki karşılığı bilinmiyor;
tabii bu durumun tersi de geçerli. Buna karşın iki canlı türü
arasındaki ortak yanların çok fazla olduğunu açıklayan
bilim adamları, insan ve farenin genetik olarak yüzde 85-90
oranında aynı olduğunu bildiriyor.
İlaç şirketleri ve
akademik merkezlerden kar etmeyi planlayan Celera yetkilileri,
şimdie kadar fare, insan ve meyve sineğinin genetik haritasını
çıkarmada çok önemli başarılara imza attı. Şirketin veri
bankası ve teknolojik donanımı son derece yetkin.
Biyolojik şifrenin çözülmesinde
gen haritasının ortaya konulması son derece önemli olmasına
karşın, sadece bir başlangıç. Uzmanlar bunu, tıpkı karmaşık
bir mesajın kopyalarını elde etmeye benzetiyor. Tüm parçaların
incelenmesi ve birleştirilmesi, ne işe yaradıklarının anlaşılması
için çok uzun yıllar gerekiyor.
Celera, üç farklı fare türünün
genlerinden 9.3 milyar baz çifti çıkarıldığını açıkladı.
Her bir baz çifti, genetik kodlamanın çifte sarmalı bir
merdiven olarak düşünülürse, bir basamağa denk geliyor. İnsanlarda
olduğu gibi, farelerde de bu çiftlerden 3 milyarın üzerinde
bulunuyor.
“Kök
hücre programcılığı” gelişiyor
Bilim
adamları, doku geliştirmede büyük adımlar atıldığının
müjdesini verdi.
Geçtiğimiz Pazartesi günü bir açıklama yapan bilim adamları,
herhangi bir hücre formuna dönüşme yetisine sahip olan kök
hücreleri üzerinde yaptıkları çalışmalarda önemli gelişmeler
kaydedildiğini bildirdi
Anne-babasının
değişik embriyonlarından genetik olarak seçilen tüp bebek,
ölümcül bir kan hastalığına tutulan Molly adındaki altı
yaşındaki ablasının tek yaşam umudu. Adam’ın kordon bağından
alınan sağlıklı kök hücreler Molly’ye nakledildi.
Ameliyatın sonucu önümüzdeki günlerde belli olacak.
29
Ağustos’ta Denver’da dünyaya gelen minik Adam, 6 yaşındaki
kızkardeşi Molly için yaşam umudu oldu. Anne babasının değişik
embriyonlarından genetik olarak seçilen ve suni döllenme
yoluyla dünyaya gelen Adam’ın göbek bağından alınan kök
hücreler, Falkoni anemisi adı verilen ender ve ölümcül bir
hastalığa yakalanan kızkardeşine nakledildi. Ameliyatın başarılı
geçip geçmediği önümüzdeki günlerde belli olacak.
Falkoni anemisi denilen
hastalık Molly’ye, anne babasından geçti, Lisa ve Jack Nash
adlı çiftin her ikisi de, bu hastalığa yol açan mutasyona uğramış
geni taşıyor. Hastalık küçük kızın kemik iliği üretimini
engellediği gibi bağışıklık sistemini de zayıflatıyor.
Bu tür anemi ölümcül olabiliyor ve tek iyileşme imkanı
uyumlu bir vericiden alınan sağlıklı hücre naklinde yatıyor.
Nash’ler gibi sağlıklı taşıyıcılardan dünyaya gelen çocuklarda
bu hastalığın görünme olasılığı yüzde% 25.
Doktorlar Molly’nin iyileşmesinin
uyumlu bir vericiden alınan hücre nakli olduğunu söyleyince
Nash çifti, Molly’ye bir kardeş vermeyi düşündü. Çiftten
alınan 15 adet embriyon Minneapolis Üniversitesi’nde genetik
taramadan geçirildi ve sonunda Molly’nin hücreleriyle benzer
özellikler taşıyan sağlıklı bir embriyonun yaşatılmasında
karar kılındı. Böylece Molly, hayatını kurtaracak bir
kardeşe sahip oldu. Adam’ın göbek kordonundan alınan hücreler
Molly’ye verildi. Doktorlar, şimdi bu hücrelerin Molly’nin
vücudunda kemik iliği üretimine başlayacağını düşünüyor.
Adam’dan alınan hücrelerin ablasıyla özdeş nitelikler taşımasından
dolayı, Molly’nin eskiden yüzde 30 olan iyileşme şansı şimdi
yüzde seksenlere çıkmış durumda.
GİDEREK YAYGINLAŞACAK
Doktorlar dünyada ilk kez
yapılan ameliyatın sonucundan umutlu. Chicago Genetik Enstitüsü
Başkanı Prof. Yurij Verlinskij, “Çok heyecan verici.
Embriyon herhangi bir genetik mutasyon riskinden yoksun olduğu
için seçildi, aynı zamanda en iyi olası donör olduğu için”
dedi. Doktorlar kullanılan yöntemin ahlaka aykırı olmadığı
da belirtti. Minnesota Biyoteknik Merkezi Başkanı Jeff Kahn,
genetik tarama yöntemi ile ilgili görüşlerini açıklarken,
“Çok yakında olağan bir işlem haline gelecek. Tıpkı
araba alırken aksesuar ya da motor tercihi yapmak gibi bir şey”
dedi. Uzmanlar genetik tarama yöntemi sayesinde genetik (kalıtsal)
hastalıkların ortadan kalkabileceğini görüşünü
savunuyor.
ETİK TARTIŞMA SÖZ KONUSU DEĞİL
Prof. Wagner tekniği
savunurken, “Kullanılan yöntek ikinci bir çocuk isteyen
Nash çiftine, işi tesadüfe bırakmadan sağlıklı bir çocuk
sahibi olma imkanı tanıdı” dedi.
Ancak kullanılan yöntem
ülkede, bir süredir var olan genetik tartışmaları
alevlendirdi. Lisa Nash de kendilerini savunurken, “Bu seçimi
bilinçli olarak, kendimiz için yaptık. Yaptığımızı
onaylamayan kişilerin, bizim durumuzda ne karar vereceğini
merak ediyorum doğrusu” dedi.
İnternette
Genetik Haberleri 1
|