|
Golgi
aygıtı birçok alt birimlerden meydana gelmiştir. Bu
birimlerin her birine diktiyozom denir (Yunanca diktiyon = ağ,
soma = vücut demektir). Diktiyozomların tümü Golgi aygıtını
oluşturur.
Ergin
sperma ve kan hücreleri hariç tüm hayvan ve keza bitki hücrelerinde
bir ya da birkaç tane bulunur. Sentezleme, özellikle salgı
yapan hücrelerde iyi görülür (ipekböceğinin ipek salgı
bezlerindeki hücrelerde çok gelişmiştir). Genellikle
sentri-yolun civarında ve çekirdeğin üzerine yakın olarak
bulunur. Düz ER'dan çok farklı değildir. Düz ER'a göre tüpcük
ve lamelcikleri daha yoğun olarak içerir . Birbirinin
üzerine katlanmış 5-30 kadar kanalcık (Cistern =
Sisterna = Latince yağmur suyu toplayan çukur demektir) taşır.
ER'dan osmium ve gümüş içeren boyalarla boyanmasıyla ayrılır,
ilk defa 1898 yılında italyan bilim adamı camıüo
golgi, gümüşlü boya ile sinir hücrelerinde üstüste
dizilmiş plakaları tanımladığından, bu yapıya, bilim adamının
ismine adanarak "Golgi Aygıtı" dendi, önemi
elektron mikroskobuyla ortaya çıktı.

Kanalcıklar
GA'nın orta ve tabana yakın kısmında bulunur. Uç kısmına
gittikçe bu plakçıkların ve kanalcıkların, hücre zarına doğru
göç eden veziküllerle (keseciklerle) kullanılıp bitirildiği
gözlenir. Özünde burada akıcı ve sürekli bir denge vardır.
Bir taraftan (proksimalden) senteztenmeye başlayan maddeler uca
(distale) doğru itilerek uzaklaştırılır. GA'nın zarları
zar birimine benzer; fakat daha incedir (6-10 nm.). Bu ise GA'nın,
ER ile hücre zan arasında bir geçit ödevi gördüğünü kanıtlar,
öyle ki ER'un üzerinde sentezlenen protein, bazı maddelerin
de eklenmesiyle (GA'nda) zar birimleri ya da pulcukları halinde
hücre zanna iletilir ve onun yapışma katılır. GA'nda basit
şekerlerden kendine özgü polisakkaritlerin sentezlendiği
saptanmıştır. Böylece hücre zarının yapışma katılarak
onun özgüllüğünü saptayan karbonhidratlar, GA'nda
sentezlenmektedir. Salgının attimasından başka, hücredeki
fazla suyun (birhücrelilerde) vurgan koful aracılığıyla atılması
da GA'nın görevleri arasındadır. Çünkü vurgan
(kontraktil) koful GA'ndan meydana gelir. Bununla beraber GA'nın
hücreden hücreye değişiklikler gösterdiğim unutmamak
gerekir. GA'nın sentezlenmesini ve madde yapımına katılımım
biraz daha ayrıntısıyla inceleyelim:
Sindirim
kanalının içinde, özellikle bağırsaklarda, kimyasal ve
fiziksel etkilerden hücreleri koruyan mukus denen bir sıvı
salgılanır. Bu sıvı bağırsaklarda Goblet hücrelerinden
çıkarılır. Adı geçen salgı hücreleri incelendiğinde,
mukus damlacıklarının, hücrede, GA'nın civarında daha sık
bulunduğu görülür. GA, hücrenin taban kısmında yassılaşmış
kanalcıkları içeren bir çanak gibi olduğu halde, hücrenin
uç kısmına (distaline) gittikçe bu kanalcıkların içi
mukusla dolmuş kesecikler haline dönüştüğü ve bir zaman
sonra da hücre zarına ulaşarak dışarıya doğru aktığı
bilinmektedir, işaretlenmiş azotla yapılan denemelerde,
proteinlerin ER'da sentezlendiği, daha sonra paketlenmek üzere
GA'na geldiği ve burada belki yapısımn kısmen değiştirildiği
(l) bilinmektedir. Fakat her durumda, burada, her salgı hücresi
için kendine özgü yapılışta karbonhidratların protein
molekülüne eklenerek, onun hücre zanndan çıkabilmeşini (!)
ve meydana gelen kompleksin salgı niteliğini kazanmasını sağladığı
kısmen bilinmektedir. Çünkü salgı proteinlerinin tümü
glikoprotein halindedir.
İşaretlenmiş
glikoz ve sülfatlarla yapılan gözlemlerde, proteinlere şeker
ve sülfat eklenmesinin GA'nda gerçekleştiği kanıtlanmıştır.
Mukopolisakkaritlerin de GA'nda sentezlendiği bilinmektedir. Bu
madde bir iç salgı olup kıkırdak hücrelerinin yapışma katılır.
Ayrıca tüm dış salgı hücrelerinin salgı yapımının yanısıra,
iç salgı hücrelerinin (paratiroitteki glikoprotein salgısı
gibi) birçok maddesinin, keza bitkilerdeki selülozun, karaciğer
hücrelerinde lipoproteinferin sentezlenmesine katıldığı açık
bir gerçektir. Bazı hücrelerde de lizozom granüllerini
yaparak sitoplazmaya vermektedir.
Uzun
zaman, pek önemli bir organel olmadığı gerekçesiyle,
dikkate alınmayan GA, son zamanlarda hücre zannın özgüllüğünü
saptamada önemli görev almaşı nedeniyle, dikkatleri üzerine
çekti. Çünkü hücre zannın özgüllüğü karbonhidratlarla
saptanmaktadır ve karbonhidratlar da GA'nda sentezlenmektedir.
Bazı karbonhidratların, proteinler gibi kalıtsal denetim altında
sentezlendiğine ilişkin kanıtlar vardır. Kan grupları ve
immunokimyasal incelemeler bunu göstermektedir.
Karbonhidrat
taşıyan proteinler ve diğer maddeler özellikle hücre yüzeyinde
bulunurlar ve hücrelerin birbirlerini tanımasın) (kendi doku
türünden olanlar), diğer hücrelerle ilişki kurmasını,
morfogenetik hareketlerin (embriyolojik hücre hareketleri) oluşmasını
sağlarlar. Birhücrelilerin konjugasyon yaparken birbirini tanıması
ve birbirine yapışması hücre yüzeyindeki özel
karbonhidratlarla olur. Embriyonik gelişim sırasında farklılaşmış
hücrelerin bir araya toplanması için de bu karbonhidratlar önemlidir.
Hücre
yüzeyindeki bazı glikoproteinlerin bozulmasıyla kanserleşmenin
ortaya çıktığı bulununca, araştırmalar bu konu üzerinde
yoğunlaştı. Virüslerin konukçu hücreleri tanıması (hücreye
özgü virüsler) da bu karbonhidratlarla ya da karbonhidratlı
proteinler aracılığıyla olmaktadır. Hücre içerisine
endositosisle alınacak maddelerin lizozomlarda parçalanıp
parçalanmayacağı ya da hangi asamaya kadar parçalanacağı
bu endositoz zarın özgüllüğü ile saptanır. Bu zar da hücre
zarından oluşur ve dolayısıyla GA'nın dolaylı denetimi altındadır.
Sonuç
olarak hücreye girecek ve çıkacak tüm maddeler, hücrenin bölünmesi,
gelişmesi, farklılaşması, işlevleri ve diğer hücrelerle
olan ilişkileri, hücre zan tarafın-dan saptanır. Zarın özelliği
de proteinlerle birlikte, karbonhidratlar tarafından sağlanır
ve karbonhidratlar (glikozamin ve mannoz hariç; bunlar protein
molekülüne ribozomlarda eklenir), özellikle terminal şekerler
(galaktoz, fukoz ve sialik asit) protein zincirlerine GA'nda
eklenir. Golgi aygıtının sistemleri ER'dan meydana gelmiştir.
|