|
|
|
|
|
|
Ruhsal
sorunlar toplumun ilgisini giderek daha fazla çekiyor. Bunun başlıca
iki nedeni var. Birincisi, başta depresyon olmak üzere bir çok
ruhsal bozukluğun görülme sıklığının artması. İkinci
nedense, artan iletişim olanaklarının da yardımıyla ruhsal
bozukluklar konusunda bilinçlenen toplumun daha fazla bilgi talep
etmesi. Okuyacağınız
yazı dizisi, söz konusu talep doğrultusunda, sık rastlanan
ruhsal bozuklukları ana hatlarıyla tanıtmak amacıyla hazırlandı.
Bugünkü ilk yazı psikozu konu alıyor. Yarın depresyonu, yarından
sonra bunaltı bozukluğunu ve sonra sırasıyla alkolizm, uyku
bozuklukları ve cinsel işlev bozukluklarını tanıtacağız.
Trafik kazaları ve silahlı çatışmalar beldesi haline gelen ülkemizde,
bu tür olaylar karşısında gösterilen başlıca tepkilerden
birisi olan 'travmatik nevroz' konusuyla dizi tamamlanıyor. Bu
yazı dizisini hazırlayan Dr. Levent Mete 1958'de İzmir'de doğdu.
Tıp eğitimini Hacettepe Tıp Fakültesinde, psikiyatri uzmanlık eğitimini
Ege Üniversitesi Psikiyatri Kliniğinde tamamladı. Çeşitli
bilimsel dergilerde ve günlük gazetelerde 40'a yakın makalesi yayınlandı.
Şizofrenik düşünce konusunda yaptığı bir araştırma ile 1993
yılında Türkiye Sinir ve Ruh Sağlığı Derneğinin Araştırma
Ödülünü kazandı. Halen İzmir Atatürk Devlet Hastanesinde
psikiyatri uzmanı olarak çalışıyor. Psikoz;
Dipten Gelen dalga..
Bilinçdışı,
ruhun karanlık yüzünde yer alır. Burası, kendine özgü
kuralları olan, bilince yabancı ve yasak bir dünyadır. Kapısında,
bilincin nöbetçileri bekler. Bu nöbetçiler, bilinçdışına atılmış
yasak arzuların ve toplumsal yaşamla bağdaşmayacak hayallerin
bilince çıkmasına engel olurlar. Örneğin, yakın akrabalar arası
cinsel ilişki toplum kuralları ile yasaklanmıştır. Dolayısıyla,
kan bağı olan birisine yönelik cinsel yakınlaşma duyguları
bastırılmalı ve bilinçdışında tutulmalıdır. Çünkü, bu
duygular bilince çıkarsa, kişiyi yasak bir eyleme kışkırtacak,
onun ve yakınlarının yaşamını altüst edecek gelişmelere
neden olacaktır. Aynı durum, başkalarına yönelik şiddet ve
saldırganlık eğilimleri için de geçerlidir. Toplumsal yaşamla
bağdaşmayacak cinsel ve saldırgan eğilimler bilinçdışında
hapsedilmeli, ortaya çıkmaları engellenmelidir. Çocuklarda,
bilinçle bilinçdışı arasındaki duvar derme çatma bir çiti
andırır. Bu dönemde, yasak arzular ve hayaller bilince gelip
giderler. Ancak, yıllar geçtikçe duvar yükselir ve kalınlaşır.
Giderek aşılması olanaksız hale gelir. Erişkin bir kişide, artık
bir taraftan diğerine geçmek tümüyle olanaksızdır. Ancak,
bilinçdışı arzular ve hayaller, bilince çıkmasalar da
bulundukları yerden kişinin yaşamını etkilemeyi sürdürürler.
Bu işi iki yolla yaparlar. Birinci
yol bilinçdışından, kişinin bilinçli yanına, manyetik güç
dalgasını andıran dalgalar gönderilmesidir. Bilincin ışığıyla
aydınlatılmış bir dünyada günlük olağan yaşamını sürdüren
bir kişi, bilinçdışının derinliklerinden çıkıp gelen böyle
bir dalganın etkisine girdiğinde beklenmedik bir davranışta
bulunur. Örneğin, çok iyi bilinen bir ismin unutuluvermesi, tanıdık
birine başka bir isimle seslenilmesi ya da yanlışlıkla o sırada
hiç akılda olmayan birinin telefon numarasının çevrilmesi,
bilinçdışının etkisi altında kalınarak yapılan davranışlardır.
Bazen de kişi, daha uzun süreli bir etkilenme altında kalır ve
mantıklı bir açıklaması olmayan bir davranışta ısrar eder.
Bazı kişilere karşı sürdürülen anlamsız düşmanlıkların
ya da belirli bir nedene bağlanamayan tutkulu yakınlaşmaların
altında genellikle böyle bir bilinçdışı etkilenmenin bulunduğu
düşünülür. Bilinçdışı
arzular için ikinci firar olanağı düşlerdir. Uykuda, bilinçle
bilinçdışı arasındaki kapıda bekleyen nöbetçilerin dikkati
dağılır ve bilinçdışı arzular kılık değiştirerek bilince
çıkma olanağı bulurlar. Bu nedenle, düşlerde olup bitenler,
uyanık durumdaki mantıklı düşüncemizle anlaşılması güç
olaylardır. Bir kişi ansızın bir başka kişiye dönüşür.
Evimizin salonunda otururken kendimizi bir deniz kıyısında ya da
başka bir kentin sokaklarında buluveririz. Yıllar önce ölmüş
bir arkadaşla karşılaşmak, hatta kendi cenaze törenimize katılmak
bile düşlerde olanaklıdır. Bazı
durumlardaysa, düşlerde ve dil sürçmelerinde kısmen aralanan
kapı, büyük bir patlamayla dağılır ve bilinçle bilinçdışını
ayıran duvarda gedikler açılır. Yıllardır bilinçdışında
kapalı tutulmuş arzular ve hayaller bilince doluşurlar. Düş günlük
yaşama karışmış, kişi gerçekle gerçek olmayanı ayırt
edemez hale gelmiştir. İç konuşmalar dışarıdan gelen yabancı
sesler olarak işitilebilir. Zihinde canlandırılan hayaller çevrede
dolaşan gerçek yaratıklar olarak algılanabilir. Tıpkı düşlerde
olduğu gibi, psikoza giren kişi için de, mantıkla açıklanamayacak
bir çok durum olanaklı hale gelmiştir. Tanrı ya da peygamber
olduğuna, CIA tarafından takip edildiğine, beyin dalgalarıyla
uzaydaki uyduları yönettiğine inanabilir. Radyo ve televizyondan
kendisine yönelik mesajlar geldiğini ya da yakınlarının onu
zehirlemeye çalıştıklarını düşünebilir. Bazı durumlarda kişinin
konuşması da anlaşılmaz hale gelir. Sanki, ruhu yabancı bir güç
tarafından ele geçirilmiş gibidir. Psikozun
nedenleri
Neden
bazı insanlar psikoza girerler? Bilinçdışını denetim altında
tutan duvarı yıkan nedir? Bu sorular yıllardır yanıtlarını
bekliyor. Henüz kesin bir neden belirlenebilmiş değil. Ancak,
yine de bilinen bazı etkenler var. Bunlardan ilki kalıtım. Bazı
kişilerde söz konusu duvar daha ince ve dayanıksız. Dolayısıyla,
yaşanan olumsuz olayların yarattığı basınç karşısında
kolayca yıkılıveriyor. Doğum sırasında oksijensiz kalmanın ve
çocukluk döneminde geçirilmiş olan bazı virus enfeksiyonlarının
da bu yönde bir yatkınlık yarattığı ileri sürülüyor. Kimi
zamansa, bazı bedensel hastalıklar ya da bir zehirlenme veya bir
kaza sırasında beyinde meydana gelen zedelenme psikoza yol açabiliyor.
Psikoz
türleri Psikoz
adı verilen ruhsal bozukluğun değişik türleri var. Bunlardan başlıcaları
şöyle sıralanabilir: 1.
Şizofreni: Halk arasında en iyi bilinen
psikoz türüdür. Genellikle genç yaşlarda başlar. Tuhaf düşünceler,
hayaller ve kişinin kulağına boşluktan sesler gelmesi sık görülen
belirtilerdir. Bazı tiplerinde kişi garip bir pozisyonda heykel
gibi saatlerce durabilir ya da anlamsız ve amaçsız bir
hareketlilik gösterebilir. 2.
Paranoya: Aşırı şüpheciliğin hakim
olduğu bir ruhsal bozukluktur. Daha ileri yaşlarda ortaya çıkar.
Kişi eşinin kendisini aldattığını ya da yakınlarının onu öldürmeye
çalıştıklarını ileri sürebilir. Yaşamını bu gerçek dışı
düşüncelere göre düzenlemeye başlar. İşi gücü bırakıp bütün
gün eşini takip edebilir. Evdekiler tarafından zehirlenmemek için
sürekli dışarıda yemek yer ya da yemeklerini kendisi pişirir.
Gerçek dışı tehlikelerden korunmak için silah taşımaya başlayabilir.
Bazı hastalar, haksızlığa uğradıkları inancıyla, sürekli
dava açarak, yıllarca mahkemelere gidip gelirler. 3.
Kısa psikoz: Şizofreni ve paranoya
genellikle yıllarca, hatta yaşam boyu sürebilen ruhsal
bozukluklar. Bazı psikozlar ise aniden başlayıp bir kaç hafta içinde
düzelebiliyor. Genellikle, ağır hakarete uğrama, aldatılma, ırzına
geçilme, işkence görme gibi yıkıcı bir olaydan sonra gelişen
bu tür psikozların seyri şizofreni ve paranoyaya göre çok daha
iyi. 4.
Paylaşılmış psikoz: Bu bozuklukta,
aslında psikotik olmayan bir kişinin, psikotik bir kişinin düşüncelerini
paylaşması söz konusu. Hasta olan kişinin gerçek dışı inanç
ve düşünceleri diğer aile üyeleri tarafından da gerçek olarak
kabul edilmeye başlanıyor. Örneğin, komşusunun evlerine
elektronik aygıtlar yerleştirdiğini ve bu yolla evlerini dinlediğini
düşünen şizofrenik bir hastanın eşi de, aslında hasta olmadığı
halde, giderek kocasının fikirlerini benimsemeye başlıyor. Psikozun
Mantığı..
Nasıl
oluyor da, bir insan kendini Napolyon ya da Sezar zannedebiliyor? Ya
da, Tanrının, televizyon spikerleri aracılığıyla kendisine
mesajlar gönderdiğine inanabiliyor? Kendi halinde bir adamın,
peygamberliğini ilan etmesine yol açan nasıl bir düşünce
sistemidir? Hangi mantık oyunları, kişinin, CIA tarafından takip
edildiğine ve evine dinleme cihazları yerleştirildiğine inanmasına
neden oluyor? Bu
tür tuhaf düşüncelerin kaynağında öncelikle şiddetli bir
istek yer alıyor. Kişi, önemli bir devlet adamı, bir dini lider,
büyük bir sanatçı ya da sporcu olduğuna inanmak istiyor. Ancak,
bu tür istekler yalnızca akıl hastalarına özgü değil.
Hepimizin gerçekleşmesi olanaksız hayallerimiz var. Hastaları ayırt
eden özellik, onların bu hayalleri gerçek zannetmelerine izin
veren bir düşünce sistemine sahip olmaları. Hayallerin
gerçek zannedilmesine izin veren mantığın üç temel özelliği
var. Bunlardan ilki, yalnızca bir ortak yanı olan iki nesnenin aynı
kabul edilebilmesi. Örneğin, bu sistemle düşünen birisi için,
'Başbakan gözlüklü, ben de gözlüklüyüm, öyleyse ben de başbakanım'
diye akıl yürütmek olanaklı. Ya da 'Peygamberin sakalı vardı,
eğer sakal uzatırsam ben de peygamber olabilirim' düşüncesi
akla uygun bulunabilir. Yine aynı mantık sistemiyle, yeni tanıştığı
birisini, göz rengi aynı olduğu için, annesi olarak kabul
edebilir. Ya da, tam tersine, annesinin bakışlarını televizyonda
izlediği uzaylı yaratığınkine benzeterek, onun uzaydan geldiğini
iddia edebilir. Psikoza
izin veren mantığın ikinci özelliği, doğa ve toplum kurallarına
göre işleyen süreçlerin, kişisel güç ve niyetlere dayandırılarak
açıklanması. Örneğin, psikotik bir hasta, Bengaldeş'teki sel
felaketine, Kobe depremine ya da uzay mekiği kazasına kendisinin
neden olduğunu ileri sürebilir. İçindeki kötü düşüncelerin
ya da birisine yönelik nefret duygusunun bu olaylara yol açtığına
inanabilir. Psikotik
mantığın üçüncü özelliği, önce yargıya varıp sonra kanıt
toplanması. Örneğin kişi, Cumhurbaşkanının ona önemli bir
mesaj iletmeye çalıştığı yargısına sahiptir. Televizyonun
karşısına geçip haberleri izlemeye başlar. Bu noktadan sonra
artık tüm olup bitenleri kafasındaki yargıyı doğrulayan birer
işaret olarak görmeye hazırdır. Onun şapkasını sallaması,
kameraya doğru bir bakışı ya da konuşurken bir an duraklaması,
hep kendisine mesaj iletme çabasının açık belirtileri olarak
kabul edilir. Psikotik
mantığın özellikleri aslında bize hiç yabancı değil. Onu düşlerden
ve küçük çocukların düşüncelerinden tanıyoruz. İlkel
insanların düşüncesine egemen olan da yine aynı mantık. Bu
mantık sağlıklı erişkin insanda bilinçdışında bastırılmış
olarak bekliyor ve bazı kişilerde psikozla birlikte yeniden ortaya
çıkıyor. |