|
Tıpta tüberküloz
olarak adlandırılan verem
hastalığına halk arasında ince hastalık da denmektedir. Tüberküloz,
asıl olarak akciğerlerde yerleşen, fakat kan ve lenf yoluyla
tüm vücuda dağılabilen mikrobik, bulaşıcı, süreğen bir
hastalıktır.
Bilinen en eski
hastalıklardan birisi olmasına; sebebinin
kesin olarak bilinmesine; 50 yıldır tedavisinin mümkün olmasına
ve üstelik korunabilir bir hastalık olmasına karşın, halen
dünyada en yaygın ve ölümcül bulaşıcı hastalıklardan
biri olmaya devam etmekte ve yılda üç milyonu aşkın kişi tüberküloz
nedeniyle kaybedilmektedir. Yerküre üzerinde yaşayan her üç
kişiden birisi tüberküloz mikrobuyla karşılaşmış ve
onunla tanışmış durumdadır. Halen yılda üç milyon kişi
tüberküloz nedeniyle ölmekte olup her yıl 8 milyon yeni tüberküloz
hastası teşhis edilmektedir.
Özellikle
Asya, Afrika kıtasında çok sık olarak rastlanmaktadır.
Eskiden gelişmiş Avrupa ve Kuzey Amerika ülkeleri bu hastalıktan
hiç söz etmezlerdi. Oysa AİDS salgınına ve küreselleşme sürecine
paralel olarak bu ülkelerde de tüberkülozlu hastaların sayısı
artmaya başlamıştır. Türkiye tüberkülozun sık görüldüğü
ülkeler arasında yer almaktadır. Hastalığa sebep olan
mikrop (Mycobacterium tuberculosis) veremli hastadan sağlam kişiye
geçerek yayılır. Çok daha nadir olarak hasta sığırların
süt ve bu sütlerden yapılan süt ürünleri ile de bulaşabilir.
Verem mikrobu hava yoluyla bulaşır.
Hasta kişinin
öksürmesi, aksırması, konuşması ve nefes alıp vermesi sırasında
havaya saçılan mikroplar havada günlerce asılı halde canlı
kalmaktadır. Hasta kişiyle teması olan yani kapalı bir
ortamda uzun süre aynı havayı soluyan sağlam kişiler nefes
aldıklarında havadaki bu mikroplar onların akciğerlerine ulaşır
ve orada yerleşerek enfeksiyonu başlatır.
Solunum yolunun
dışında cilt ve mukozalardan, doğum kanalından, anne sütünden
de çok nadiren bulaşabilirse de pratikte bu tür bulaşmalar
önemsizdir.
Balgamında
mikrop bulunan, hastalığı yaygın olup öksüren hastalar
daha çok bulaşmadan sorumludur. Akciğer dışı organ tüberkülozu
olanlar, 15 gündür tedavi almakta olanlar pratik olarak bulaştırıcı
değildir. Tüberküloz hastasıyla teması olup mikropla karşılaşan,
hatta mikrobu soluyan kişilerin az bir kısmında hastalık
gelişir. Hastalık solunan mikrobun sayışma, hastalık yapma
gücüne (bazı mikroplar ölü veya zayıf olup hastalık
yapamaz) ve Sağlam kişinin direncine, savunma sisteminin
kuvvetine bağlı olarak kişiden kişiye farklılık gösterir.
Sigara içen, alkolik, beslenmesi bozuk ve kötü yaşam koşullarına
sahip kişilerde ve başta akciğer hastalığı, şeker hastalığı,
bazı kan hastalıkları, AİDS ve böbrek hastalıkları gibi süreğen
hastalığı olanlarda verem oluşma olasılığı daha yüksektir.
Mikrobu alan kişide bazen l -2 ay; bazen bir kaç yıl bazen de
onlarca yıl sonra hastalık gelişebilir. Veya hiç gelişmeyebilir.
Mikrobun vücuda giriş yolu hastaların tamamına yakın bir çoğunlu-ğunda
akciğerlerdir. Ancak buradan lenf akımı ve kan yoluyla vücudumuzdaki
tüm doku ve organlara yayılabilir. Kemik ve eklemler, böbrek
ve üreme sistemi, beyin zarı, göğüs ve karın boşluğunu
çevreleyen zarlar (plevra, periton), cilt ve lenf bezelerinde sık
yerleşir.
Tüberkülozun
belirtileri
Hastalık ani
ve gürültülü olarak ortaya çıkmaz. Sinsi ve yavaş
ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam ede gelen
halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri
terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara
öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da
gelebilir. Ağrıya pek rastlanmaz.Akciğer dışı organ tüberkülozlarmda
tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Örneğin
idrarla ilgili şikayetler (hematüri, piyüri vb), boyunda
lenfadenopati gibi. Bu sayılan yakın maların hiç birisi tüberküloza
özgü olmayıp diğer bir çok hastalıkta da rastlanabilen şikayetlerdir.
Bu nedenle bu tür şikayetleri olan hastaların mutlaka konunun
uzmanı bir hekim tarafından değerlendirilip, göğüs röntgeninin
çekilip araştırılması gerekir.
Tüberküloz
Nasıl Anlaşılır?
Tüberküloz
ani ve gürültülü olarak ortaya çıkmaz. Sinsi ve yavaş
ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam ede gelen
halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri
terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara
öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da
gelebilir. Ağrıya pek rastlanmaz. Akciğer dışı organ tüberkülozlarında
tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Örneğin
idrarla ilgili şikayetler, boyunda lenfadenopati gibi. Bu sayılan
yakınmaların hiç birisi tüberküloza özgü olmayıp diğer
bir çok hastalıkta da rastlanabilen şikayetlerdir. Bu nedenle
bu tür şikayetleri olan hastaların mutlaka konunun uzmanı
bir hekim tarafından değerlendirilip, ğöğüs röntgeninin
çekilip araştırılması gerekir.
Tüberküloz
Teşhisi
Kişinin tüberküloz
olduğu ancak vücut ömeklerinde (balgam, idrar, mide açlık sıvısı,
beyin omurilik sıvısı, plevra-periton sıvısı, lenf bezi
aspirasyonu vb...) tüberküloz mikrobunun gö-rülmesi ve üretilmesiyle
söylenebilir. Bazen alınan doku biyopsilerinde tüberküloza
özgü değişikliklerin izlenmesiyle de tanı konabilir
Tüberküloz
tedavisi
Elimizdeki
tedavi imkanlarıyla uygun şekilde tedavi edilmek koşuluyla
artık tüberküloz %100'e yakın tedavi edilebilir bir hastalık
haline gelmiştir. Ancak bu pratikte tüberküloz tedavisinde
sorun olmadığı anlamına gelmemektedir. Günlük
uygulamalarda maalesef bir çok hastanın tedavisi yetersiz
kalmakta ve hastalık müzminleşmektedir. Bunun nedeni yanlış
veya eksik tedavilerdir.
Tüberkülozu,
konunun uzmanı bir hekimin tedavi etmesi gereklidir. Hastanın
düzenli olarak takip edilebilmesi, ilaçlarını ücretsiz
ala-bilmesi ve ülkemizdeki tüberküloz sorunu hakkında dokümantasyonların
yapılabilmesi açısından dispansere kayıt yaptınîması
gereklidir. Zaten tüberküloz teşhisi konan hastayı bildirmek
yasal bir zorunluluktur.
Ülkemizde Sağlık
Bakanlığı verem ile savaşmak üzere Verem Savaş Daire Başkanlığı
altında bir örgütlenme geliştirmiştir.
Verem Savaşı
Grup Başkanlıkları, yataklı kurumlar, dispanserler hemen her
bölgede ve İl ve ilçelerde mevcuttur. Tüberküloz teşhis,
tedavi ve takibi, aşılamalar buralarda ücretsiz olarak yapılmaktadır.
Öncelikle
hastadan mikrop üretilerek teşhis kesinleştirilmeli ve
mikrobun hangi ilaçlara duyarlı hangilerine dirençli olduğunu
gösteren ilaç direnç testleri mümkünse yapıImalıdır Çünkü
ülkemizde tüberküloz ilaçlarına karşı primer direnç
oranları çok yüksektir. En az dört ayrı ilacı aynı anda
birlikte kul (anacak şekilde bir tedavi başlanmalıdır. Daha
az sayıda İlaçla başlanan tedavi, ülkemiz için yanlıştır.
Birlikte kullanılacak olan ilaçlar hastanın yaşına, tıbbi
durumuna göre seçilmelidir. Tedavi süresince ilaçlar mutlaka
uygun doz ve sürelerde tedaviye ara vermeden, aksatmadan kullanılmalıdır.
Günümüzde en kısa süreli tüberküloz tedavisi 6 ay devam
etmek zorundadır. 6 aydan kısa tüberküloz tedavisi olmaz.
Fakat hastanın durumuna göre bu süre 9 ay, 12 ay, 24 aya
kadar hekim tarafından uzatılabilir. Bunlara dikkat edilmezse;
zamanla tüberküloz mikrobu tedaviye direnç kazanır ve bir müddet
sonra artık tedavi edilebilir hastalık tedavi edilemez hastalık
haline gelir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü tüberkülozu
yanlış tedavi etmenin hiç tedavi etmemekten daha kötü olduğunu
duyurmuştur. Yanlış veya eksik tedaviler sonucunda 15-20 gün
içerisinde hastanın şikayetleri tamamen düzelir ve hasta iyi
oldum. İşler yolunda gidiyor zanneder. Oysa 3-6 ay İçerisinde
ilaç direnci gelişir ve hastalık tekrar geri döner. İşle
bu taktirde tedavi çok zorlaşır bazen de imkansız hale
gelebilir. İlaç direnci oluşmuş hastaların tedavisi güçleşmiş
ve tedavinin basan h ohna olasılığı çok azalmıştır. Üstelik
bu hastalar ilaçları dirençli mikroplar" etraflarına
yaydıkları için bunlardan mikrop kaparak hastalanan yeni kişilerin
de tedavisi güçtür. Bu şekilde toplumda tüberkülozun
tedavi ve kontrolü giderek daha da zorlaşır. Her şeye rağmen
ilaç direnci olan veya ilk tedavileri yetersiz olan hastaların
mutlaka bu tür hastaların yatırılarak tedavi edilebileceği.
alternatif ilaçların kullanılabileceği, direnç-l i tüberküloz
tedavisinde deneyimli uzmanların bulunduğu özel merkezlere gönderilmeleri
ve sadece buralarda tedavi edilmeleri gereklidir.
Tüberküloz
İlaçlarının Yan Etkileri:
En önemli yan
etki karaciğer üzerinedir. Bilhassa 35 yaşın üzerinde,
alkol almış, hepatit veya başka karaciğer hastalığı olan
kişilerde daha sık rastlanır. Görme, işitme ve denge ü-zerine
olumsuz etkiler ile kırmızı yeşil renk körlüğü görülebilir.
Böbrek ve sindirim sistemine zararlı te-sirler olabilir.
Alerjik reaksiyonlar da gözlenmektedir. ilaçlara bağlı
istenmeyen etkiler ortaya çıktığında derhal hekimine ulaşıp
sorununu aktarmalıdır. Eğer şikayetler ilaçlara bağlı ise
öncelikle hangi ilaçla ilgili olduğu ve yan etkinin şiddeti
saptanıp ona göre hareket edilir. Hafif sorunlarda ilaca devam
edilirken önemli reaksiyonlarda ilaca bir süre ara
verilebilir, ya da o ilaç tedaviden tamamen çıkarılabilir.
Tüberkülozdan
Korunma
Öncelikle
hasta kişilerin teşhis edilip tedavi edilmesi gerekir. Çünkü
kaynak onlardır. Bir hasta yılda ortalama 10 sağlam kişiye
hastalığı bulaştırmaktadır. İkinci olarak hasta kişiden
sağlam kişiye geçişin önlenmesi gerekir. Bunun için hastanın
yaşadığı mekanın havalandırılması, negatif aspiratörlerle
havanın temizlenmesi, ultroviyole ışınlama yapılmasa hastanın
maske kullanılarak basil saçılmasının önlenmesi faydalı
olabilir. Balgamında mikrop bulunan hastanın izolosyonuno artık
pek başvurulmamaktadır. Üçüncü olarok sağlam kişilerin
direncinin artırılması için aşılama yapılmalıdır. Eğer
evde bir kişi tüberküloza yakalandı ise o hane halkı
taranmalı ve gereken kişilere koruyucu tedavi uygulanmalıdır.
Doğumu takiben
ikinci ay sonunda ve ilk okula başlayan her çocuğa BCG aşısı
denen tüberküloz aşısı yapılmalıdır. Aşı hastalığı
yüzde 100 önlemese de sıklığını azaltır ve milier,
menenjit tüberküloz gibi ağır türlerin ortaya çıkmasını
önler.
Balgamında
mikrop saçan tüberküloz hastasıyla yakın teması olan her
kişi koruyucu ilaç tedavisi açısından uzman hekim tarafından
değerlendirilmelidir. Bundan başka önceden tüberküloz
mikrobunu al mış, aktif olarak hastalık geçirmemiş fakat tüberkülozun
yeniden aktive olması için uygun koşullar taşıyan yani vücut
direncini düşüren başka bir hastalığı olan (AİDS,
lenfomo vb) veya direnç düşürücü bir başka tedavi olan
(kortikosteroid vb.) hastalarda koruyucu ilaç tedavisi
gerekebilir
Koruyucu ilaç
tedavisi genellikle tek ilaçla (isoniazide) 6 ay müddetle
uygulanır. Fakat kişinin durumuna ve temas olunan hastanın
mikrop özelliklerine göre daha farklı rejimler de
gerekebilir. PPD veya tüberkülîn deri testi, tüberküloz
mikrobuyla karşılaşıp karşılaşmama durumunu
ortaya koymak için yapılır. Hastalığın olup
olmadığını göstemez. Testin pozitif olması kişinin daha
önce tüberküloz mikrobunu b hastadan aldığını ve vücudunda
tüberküloza karşı bir reaksiyon oluştuğunu gösterir.
Ancak söz konuşu
kişi tüberküloz hastası olabilir de olmayabilir de. Bu
nedenle pozitiflik tek başına tedavi gerektirmez.
Doç.
Dr. Sedat Altın
Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı
Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim
ve Araştırma Hastanesi, Klinik Şefi
www.tuberkuloz.info
Dr.M.Cenk Deliküçük'e ait siteden alıntıdır. |