|
|
|
|
|
Amerikalı
Nörolog Michael S. Mega, bunamanın bir türü olan Alzheimer'ı bütün
ırkların ve kültürlerin hastalığı olarak tanımlıyor. Dr. Mega, şu
anda sadece erken teşhisle olumlu sonuçlar alınabilen bu hastalığın
ortaya çıkmasını geciktirecek ilaçların müjdesini veriyor. Hastalığı
önlemek veya geciktirmek için dikkat edilmesi gereken konular... ‘‘Hafıza
kaybı yaşlanmanın doğal bir sonucu mu?’’ sorusuna yanıt vermek için,
iki kavrama ışık tutmak gerekiyor: Unutkanlık ve bunama. Her ikisi
Alzheimer'da yanyana geliyor. Çok
genel bir kavram olan bunamanın tıp dilindeki karşılığı demans.
Alzheimer hastalığıysa, bunamanın en sık nedeni. Bunama görülen
hastaların üçte ikisi Alzheimer'dan muzdarip. Alzheimer'ın da en belli
başlı özelliği, başlangıçta ortaya çıkıp, çok yavaş ilerleyen
unutkanlık. İnsanın ilk önce belleği bozuluyor, bunamayla birlikte
zihinsel yetileri kayboluyor. Zihinsel yetiler bünyesinde, bellek,
dikkat, konuşma ve gördüklerini algılamayı barındırıyor. Bu
bilgiler ışığında Alzheimer'ı şöyle tanımlamak mümkün:
‘‘Alzheimer, unutkanlığın ön planda olduğu bir bunama hastalığıdır.’’
Pfizer
İlaç Şirketi'nin davetlisi olarak İstanbul'a gelen Amerikalı Nörolog
Dr. Michael S. Mega, bellek bozuklukları ve Alzheimer'la ilgili önemli
bilgiler verdi. ABD'nin önde gelen eğitim kurumlarından UCLA Tıp Fakültesi,
Bellek Bozuklukları ve Alzheimer Hastalığı Kliniği Direktörü olan
Dr. Michael S. Mega, aynı zamanda Amerikan Nöroloji Akademisi,
Uluslararası Nöropsikoloji Derneği ve Amerikan Nöropsikiyatri Birliği
üyesi. YAŞA
BAĞLI HAFIZA KAYBI Dr.
Mega, sözlerine hafıza kaybının kriterlerine dikkat çekerek başlıyor.
‘‘Aslında hepimizin hafıza problemi var. Ama bu bizim sosyal ve
mesleki koşullarımızı etkilemiyor. Yaşlanmayla beraber isimler,
telefon numaraları unutulabilir. Bu normal bir durum. Bu bizim, yaşa bağlı
hafıza kaybı dediğimiz olgu. Bunamadan söz etmek için, unutkanlığın
daha ötesinde problemler olmalı. Hafızasından şikayeti olan bir kişinin
sadece hafızasını değil, dilini, görsel mekansal ve yönetsel
becerilerini de test ediyoruz. Önceden kazanılmış ve öğrenilmiş
yetenek ve becerileri unutmak, araba kullanmayı, evin adresini, hesap
yapmayı, yemek pişirmeyi unutmak gibi şeyler bunlar. Bütün bunlar
birer hafıza problemi değil, birer sendrom. Alzheimer, bunamanın en sık
görülen nedeni. Bunamanın düzeltilebilir üç nedeni var: Birincisi
depresyon, ikincisi düşük tiroid hormonu, üçüncüsü ise beslenme ve
vitamin eksikliğiyle ilgili. Tanı
konmadan önce, hekim tarafından bunların araştırılması gerekiyor.
Hekim bunlara bakıp, tedavi edilemeyeceğine karar verirse, bu kez
Alzheimer hastalığından şüphe edebilir. Burada önemli olan, yaşla
ve Alzheimer'la ilgili hafıza problemini ayırdetmek. Önümüzdeki yıllarda
tıp buna cevap bulmaya çalışacak. Şu anda biz, sadece erken teşhiste
tedavi uygulayabiliyoruz. Alzheimer ile yaşlılık unutkanlığı arasında
incecik bir çizgi var. Türkiye'de Aralık 1998'den itibaren piyasaya
verilen, Pfizer tarafından üretilen Donepezil etken maddeli ilaç,
Alzheimer'ın erken yakalanan vakalarında etkili.’’ YAŞLILIK
VE BUNAMA Dr.
Mega, yaşlanmayla Alzheimer veya bunama arasında doğrudan bir ilişkinin
varlığını doğruluyor. Dr. Mega, hafıza problemlerinin yaşlandıkça
ortaya çıkabildiğini, bunamanın sadece hafıza sorunundan ibaret olmadığını,
Alzheimer tipi bunama için erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğunu
vurguluyor. Ortalama yaşam süresinin giderek uzamasının beraberinde
getirdiği avantaj ve dezavantajları değerlendirirken, ‘‘Bir çok
insan artık 85-90 yaşına kadar yaşıyor. Çok az hafıza problemleri
var. Bunlara demans demek mümkün değil. Artık herkes kabul etti ki,
normal yaşlanmanın sonu Alzheimer değil, bunama değil. Ama risk faktörlerine
baktığımızda birinci sırada yine de yaşlanma var. Alzheimer yaşlı
insanların hastalığı ama her yaşlının değil. 40 yaşından sonra
dikkat etmek lazım. 60 yaş ise, tam sınır.’’ Alzheimer'ı
tetikleyen ikinci risk faktörü aile geçmişi. Eğer kişinin birinci
dereceden bir akrabasında hastalık varsa, görülme sıklığı 3 kat
artıyor. Yani bu hastalık ‘‘kısmen genetik’’ olarak kabul
edilebilir. Üçüncü risk kafa travması, dördüncü faktör ise eğitimsizlik.
Burada kastedilen yıllar boyu okumak, birçok diplomaya sahip olmak değil.
İlkokul mezunu bir insanın, belleğini geliştirecek bir uğraşının
olması lazım. Alzheimer, 60 yaşından itibaren her kesimde, yüzde 5
oranında ortaya çıkıyor. Bu olasılık, her 5 yılda bir yüzde 5 artıyor.
Görülme sıklığı, 65-70 arasında yüzde 10'a, 70-75 yaş arası yüzde
15'e, 75-80 arasında yüzde 20'ye, 80-85 arasında da yüzde 25'e çıkıyor.
HORMON
TEDAVİSİ Alzheimer
ile ilgili cevaplanmamış bir çok soru var. Bunlardan bir tanesi de östrojen
yani HRT (Hormon Replasman Tedavisi). Menopoz sonrası bu tedavinin
koruyucu etkisi var gibi gözüküyor. Bazı ağrı kesici ilaçların
(NSAD) da olumlu etkileri saptandı. Bir de E vitamini yani serbest
radikaller için iyi haberler var. Bunların tamamı henüz araştırma aşamasında.
Klinik çalışmalar devam ediyor. Araştırmalar, HRT, bazı ağrı
kesici ilaçlar ve E vitamininin koruyucu mekanizması üzerinde yoğunlaştı.
Alzheimer
kapıyı çaldığındı asıl sıkıntıyı, en az hasta kadar yakın çevresi
de yaşıyor. Erken tanıdan sonra ikinci amaç, hastanın problem yaratan
davranışsal bozukluklarını tedavi etmek. Davranışsal problemlerin başında,
huzursuzluk, illüzyonlar, halüsinasyonlar, depresyon ve anksiyete
geliyor. Hastalıkla birlikte bunları da tedavi etmek gerekiyor. Bu
davranışsal sorunlar aile için büyük yük oluyor. Alzheimer'ın
belli bir yaşın hastalığı olmasının ötesinde başka özellikleri
de var mı? Dr.
Mega, Alzheimer'ı, ‘‘Yaşlı hanımların hastalığı’’ olarak
tanımlıyor. Bunun nedenini ise, espriyle karışık, yaşlı erkeklerin
daha önceden kalp hastalığı sonucu ölmesine bağlıyor. Günümüzde
insan, kalp, hipertansiyon, şeker hastalığının başarıyla tedavisi
sonucu daha uzun yaşayıp, Alzheimer'la yüzyüze gelebiliyor. Dr. Mega,
bu garip çelişkiyi şöyle yorumluyor: BÜTÜN
IRKLARIN HASTALIĞI ‘‘Tıp
dünyasındaki teknolojik gelişmeler ve uzun yaşamanın bir sonucu
bunlar. Asıl önemli olan, '21'inci yüzyılda beynimizi nasıl sağlıklı
tutacağız' sorusu. Buna yanıt aramak zorundayız. Eğer bir kişi, ilk
depresyonunu 60-90 gibi ileri yaşlarında geçiriyorsa, bu kişide
Alzheimer gelişme riski daha yüksek. Bütün bunlara ek olarak şunu söylemek
mümkün. Alzheimer, bütün ırkların, bütün kültürlerin hastalığı.
Kısacası, herkesin hastalığı...’’ Alzheimer'ın
nedeni tam bilinmediği için, tedavi şu anda sadece şikayetlerini
bertaraf etmekten ibaret. UCLA'daki klinikte bütün hastalara en az 6 ay
ilaç tedavisi uyguladıklarını belirten Dr. Michael S. Mega, ‘‘Eğer
hasta buna iyi cevap verirse yani hastalık stabilize olur veya belirtiler
sandığımızdan daha da kötüye giderse o zaman ilaç kullanmalarını
söylüyoruz. Bu hastanın yatalak hale gelip, kendi yaşamını sürdüremeyeceği
ana kadar sürüyor. ABD'de, ilaç tedavisi hafif ve orta şiddetli
Alzheimer hastaları için etkili. Ancak, Donepezil'in bakıma muhtaç,
yatalak insanlarda da etkili olduğu saptandı. Bu çalışma, Amerikan Nöroloji
Akademisi tarafından Nisan'daki bir toplantıda sunulacak. Hastalığın
başlangıcını 5 yıl geciktirmek, görülme sıklığını yüzde 50
azaltmak demek. Bu gecikmeyi sağlayacak ilaçlar, şu anda hayvan
deneyleri aşamasına ulaştı. Kullanıma girmesi için en az 5-7 yıl
gerekiyor.’’ ALZHEİMER'LA
TANIŞMAMAK İÇİN
Sınır
40 yaş Dr.
Michael Mega, Alzheimer'ın bir gün kapıyı çalmasını geciktirmek için
bazı önlemler alınmasının gerektiğine inanıyor. Hastalık riski, 40
yaşından sonra ortaya çıktığı için, takviyelerle bu riski ortadan
kaldırmak, en azından geciktirmek mümkün. İşte kişiyi Alzheimer'dan
koruyacak 5 pratik önlem: 1-
40 yaşından sonra vitamin E almak çok önemli. Bunun dozu hakkında
kesin bir yorum yapmaktan kaçınan Dr. Mega, doğru dozun ne olduğu
konusundaki sorumuzu, 1000 ünite olarak yanıtladı ama Alzheimer
hastaları için doza hekimin karar vermesi gerektiğini söyledi. 2-
Her gün bir aspirin almak. Mide rahatsızlığı olanlar için de zarar
vermeyecek aspirin üretildi. 3-
Az yağlı yiyeceklerden oluşan bir beslenme biçimi. 4-
Zihni sürekli meşgul tutmak, 'İşleyen demir ışıldar' atasözünden
hareketle beyni aktif tutmak. 5-
Fransa'da yapılan uzun dönemli bir çalışmada, günde 2-3 bardak kırmızı
şarap içmenin koruyucu etkisi kaydedildi. Diğer içkilerin böyle bir
etkisi olup olmadığı ise henüz bilinmiyor.
|
||
|
GERİ ANASAYFA |